Showing posts with label run. Show all posts
Showing posts with label run. Show all posts

Friday, October 12, 2012

Son Bir Ay

Dün, günü gününe Avrasya Maratonu'na bir ay kaldığı dank etti kafama. 42 km koşmakla aramızda sadece 30 gün var yani. Biraz korkutucu, biraz heyecan verici, tamamıyla müthiş bir challenge. Itiraf edeyim, yapabileceğimden emin değilim. Bitirirsem ne halde olacağımdan hiç emin değilim. Ama işin keyfi denemekte. Iki sene önce bugün hayatımda hiç koşmadığımı, 2011 baharında 3 km koşup kendimi Rambo gibi hissettiğimi düşündükçe, finish time nolursa olsun Avrasya full için starta gideceğimi bilmek güzel bir his. O yüzden de hiç baskı hissetmiyorum üstümde. Bitmezse bitmez, seneye bitiririm.

O güne kadar ise form tutmak ve yarış alışkanlığı yapmak için bol fırsat var önümde. Bu pazar Mud Race Istanbul var. Anladığım kadarınca tamamı çamur, bazı yerlerde çamur havuzlu, bazı yerlerde tırmanmalı, tam bir koşu yarışı olmasa da güzel bir antreman olacak Mud Race. Kilyos'ta.

Haftaya pazar TUFODER olarak Amsterdam'a çıkarma yapıyoruz. Tuğçe, Efe ve bendeniz inşallah Amsterdam Yarı Maratonu'nda bulunacağız. Böylece Avrasya öncesi yarı maratonları üçlemiş olucam şahsen, hedefim de buydu.

Bir hafta sonra, 28 Ekim'de de Zeytinburnu Belediyesi'nin koşu yarışı var. 10 km olarak tanıtılan parkur, überamatör organizatörlerin çabasıyla 9 km'de bitiyor. Kendi içinde özel, bir kar tanesi gibi benzersiz. Yol kenarında dolmuşçular, yolları kapadınız diye size küfreder; insanlar dönüp "manyak lan bunlar" der, vatanperver koşucular bir bayrağı 10 kişi tutarak yarışı başlayıp bitirirler (gerçekten, geçen sene gözlerimle gördüm). Şaşırmak istiyorsanız bu sizin yarışınız.

Ve sonunda Avrasya gelir... Şimdiden bir tatlı heyecan sardı beni.

Friday, September 21, 2012

Koşu Teşkilatı


Lastik Pabuç Koşu Teşkilatı - Turistlerden Pek Hoşlanmıyoruz from Lastik Pabuç on Vimeo.
Dün uzun bir günün ardından, koşmaktan çok meraktan, altta yazdığım Lastik Pabuç'un koşusuna gittim. Nedir ne değildir görmek, takibe değer mi değil mi bilmek için. Ve baya da şaşırdım.

En başta koşular Nike'ın desteği ile gerçekleştiriliyor. Hem Nike hem de Lastik Pabuç, işin görsel ve tanıtım tarafını iyi kotaran insanlar. O yüzden de bu projenin farklı olmasını beklemiyorum, hatta mesela bugün bakınız Blank Mag'de koşunun fotoları var. Viral tarafı güçlü olacaktır koşuların.

Koşu tarafı... Tamam çok güçlü değil. Biraz doğaçlama bir 4.5 km koştuk. Çoğu benim günlük koştuğum parkur olan Galata-Unkapanı köprülerini kapsıyordu ama oradan Şişhane'ye çıkan yokuş sağlamdı, hakkını verelim. Koşu Otto'da bitti, biralar ve pizzalar şirketten. Insanlar güzel, kafalar rahat, mutlu. Yıllar önce NY'daki Niketown'da ödeme sırası beklerken bir anda akın akın gelen koşucuları görmüştüm ve ciddi şaşırmıştım. Bu da biraz ona benziyordu, onun daha "dude" hali. Yarış haricinde toplu antreman yapma hissi de baya güzelmiş. Ilk defa Unkapanı köprüsünde balıkçıdan çok koşucu gördüm.

Karaköy'de sokakta beraber ısınma yapmak, koşudan önce lahmacun yemek, stilin koşmak kadar önemli olması, işin dalga tarafı pek alışık olmadığımız ama dozunda kaldığı sürece güzel şeyler. Bir tek bunu koşmak tabi ki kimseyi koşucu yapmaz ama zaman-nabız-mesafe-amaç-kan-ter-gözyaşı derken işin keyif tarafını hatırlamak ve sosyalleşmek için süper bir fırsat. Istanbul'daki TUFODERlere çağrımdır diyebiliriz, haftaya perşembe beraber katılalım.

Monday, September 17, 2012

Eymir Gölü Canavarı




Dünkü Eymir koşusu, benim için yarı maraton ile barışma amaçlıydı. Izlanda'da kalçamı bıraktıktan sonra koşup koşamayacağımı bilmiyordum, hiç adam gibi antreman da yapmamıştım. Ama yine de bir şekilde başlayıp bitirdim. Überyavaş bir şekilde, 2:30'da. Ama önemli olan zaman değil benim için, en azından bu seviyede.

Organizasyonla ilgili bir kaç noktayı eleştirmek istiyorum huzurlarınızda.
1- Bir koşuda ne olur her kilometreyi işaretlemeyin. Sayılı kilometreler çok zor geçiyor. 2-3 km'de bir koymak ideal bence.
2- Organizasyonda çalışan insanları ya bu işi bilen insanlardan seçin ya da öğretin. Çok basit şeyler aslında. O koşuda hangi kategorilerin olduğunu söyleyin mesela. Örnek; 6. km'deki istasyondan muz almak istedim ama o muzların maraton koşucularına olduğunu söylediler. Dün maraton kategorisi yoktu yarışta. Yarı maraton koşuyorum dedim, ikna edemedim, ancak ikinci turda verdiler. Bir de bana soruyorlar kaç tur koşuluyor bu yarış diye. Bunlar çok temel bilgiler, bunları görevlilerin bilmesi lazım.
3- Tamam belki Eymir gölünün tamamını trafiğe kapamak zor ama bari start-finişin orada ikinci tura başlayacak yarı maratoncular için bir şerit oluşturun. 10km koşup arabasıyla mekandan ayrılacakların arasından yer bulamadım ikinci tura başlamak için.
4- Eğer organizasyonun sitesinde belirli otellerde kalabilirsiniz diye tavsiye veriyorsanız biraz otelleri araştırın. Öncelikle otelin önünde Türkiye'nin en büyük metro inşaatı olmasın mesela. Sonra aynı anda Engelliler Toplantısı olmasın o otelde. Biraz utandım maraton dönüşünde her yerin tekerlekli sandalye kaplı olmasından.
Bu arada yanlış anlaşılmasın, New Balance ve yaristakvimi.com son derece güzel yarışlar organize ediyorlar. Hepsi de keyifli geçiyor ama bazı yanlış gördüğümüz yerleri de söylememiz lazım.

Izlanda'dan sonra bu yarış benim için çok daha rahat geçti iki sebepten dolayı. Birincisi psikolojik olarak 21 km eşiğini aşmıştım, normal şartlarda bitirebileceğimi ve çok koymayacağını biliyordum. Ikincisi de kalçamın sakatlığını kötüleştirmemek amaçlı son derece yavaş koştum. O yüzden çok rahat bir şekilde yarış sonrasında Istanbul'a araba bile sürdüm :)
Bununla beraber dünkü koşuyu, geçenlerde kaybettiğimiz Kemal Merkit'i anmak için koştum. Sadece bir kere ayaküstü tanışma fırsatı bulduğum biriydi, yani kişisel bir bağım yoktu. Ama Paris-Dakar'a defalarca katılması, orada aldığı başarılar, aynı zamanda koşucu olması, pes etmeden son derece büyük ve dayanıklılık gerektiren işler çıkarıyor olması kendisini benim için son derece ilham verici biri yapmıştı zaten. Kalça sakatlığım olmasına rağmen yarış sırasında bazen onu ve diğer ilham veren insanları düşünüp bir şekilde sakatlığımı unuttum; bu sayede bitirebildim yarışı. Kendisine bir rahmet bir teşekkür...

Sıra bu akşam da çıkıp ufak bir rahatlama koşusu yapmakta...

Tarlabaşı Koşusu

Bir koşu haberiyle daha sizlerleyiz; Deniz Gözler arkadaşımın bana ilettiği bilgiye göre Tarlabaşı Toplum Merkezi, destek toplamak amaçlı bir koşu yapıyor 30 Eylül'de. Ben -muhtemelen- Istanbul'da olmayacağımdan dolayı katılamayacağım ama sizlere haber vermek istedim. Santral Istanbul ve civarında 5 km'lik bir koşu. Bu koşu aynı zamanda maddi destek toplamak için olduğundan bağış da yapmak güzel olur, gönlünüzden ne koparsa.

Daha detaylı bilgiyi bu adresten edinebilirsiniz. 

Monday, September 10, 2012

RUNISTANBUL

Daha önce de yapılmıştı diye hatırlıyorum ama 7 Ekim'de Bağdat Caddesi'nde Nike koşu yarışı yapıyormuş. Sadece 5 km, zorlayıcı değil ama pazar sabahı antremanı için ideal. Bence en güzeli de yeri, Bağdat Caddesinde. Bostancı Karakolu'nun önünden başlayıp Yeni Zara'nın Ethemefendi Caddesi'nin oradan sahile iniyor, tekrar Bostancı'ya dönüyor. Keyifli.

Kayıt için: http://runistanbul.com/ Kayıt süresi 21'inde bitiyor yamulmuyorsam, aklınızda bulunsun.

Friday, September 7, 2012

Ilham Almak, Ilham Vermek

Efe'nin anlattığı bir olay vardı, aslında kendisinden izin almasam da anlatıyorum. Ben kısa versiyonunu anlatıyorum, yine de kendisi yorumlarda daha iyi anlatabilir.

Bizimki bir gün Hyde Park'ta koşmaya başlamış, baya bir ilerledikten sonra çok ciddi yorulmuş. Bitmiş bir haldeyken hiç tanımadığı bir başka koşucunun gelip "haydi devam et, durmak yok" gibi kendisine motivasyon sağladığını ve anormal işe yaradığını anlatmıştı Efe.

Hayatımda bana da en büyük motivasyonu veren olaylardan biri çok benzeriydi. Ilk defa Belgrad'da 3 tur koşmaya karar vermiştim. Ilk turdan beri ters yöne koştuğumuz biriyle selamlaşıyorduk, ikinci turu bitirip üçüncü tura başladıktan yaklaşık 100 metre sonra onu parkuru yürüyerek bitirir şekilde gördüm. O da beni görünce 3. kez yeni tura başlamama şaşırmış bir şekilde alkışlayıp thumbs up yapmıştı. He, önemli mi? Değil. Tek bir kelime sarfetmemişti, sarfetse de ben zaten duymazdım müzikten. Ama hayatımın o ana kadarki en uzun koşusunun son turunda iyi motivasyon olmuştu. O ve çalan Queen.

Bu hikayeler motivasyon kaynağı bizlere, ama aslında bu blogun amacı da bir yandan birbirimizi motive etmek. Lafı ne kadar uzatsam da aslında Facebook'u açıp gördüğüm şeyin bana verdiği motivasyonu belirtmek istemiştim.

Tuesday, July 3, 2012

Dünyanın en ucuz eğitimi


Bu eğitim hayatımda aldığım bir çok eğitimden daha iyi, çok daha ucuz ve çok daha uzun. Adı, Yol Üniversitesi...

Önce tabi bu nerden çıktı diyeceksiniz.. demeseniz de ben anlatıcam...

Zamanla hayatımda yaşadığım bir çok olaydan, çevremde duyduğum hikayelerden, internette okuduğum yazılardan youtube videolarına kadar herşeyden kendime bir ders çıkarmaya çalıştım. Ancak hiçbiri uzun koşular sırasında düşündüklerim kadar kalbime kazınmadı. Yarış derecesi için koşanların genelde kafalarında nabız, hız, mesafe, beslenme gibi şeyler olurken, benim kafamda koşarken genelde hayat vardır. Kendi hayatım, geçmişim ve geleceğim, merak ettiğim konular, düşündüğüm sorunlar hep bana koşunun acısını unutturur, geçtiğim güzel manzaraların keyfini sürmeme yardımcı olur. 

Bu aralar koşarken sadece iPhone ile kulağımda müzik ve Nike+ Running aplikasyonu açık, ne nabız derdi ne de beslenme gibi şeyleri kafama takmamaya çalışıyorum(yapmıyo değilim, sadece obsesiflik yapmıyorum bu konuda).  Nike+ Running le hem mesafe ve hızımı takip edebiliyorum zahmetsiz bir şekilde hemde tek bir aletle müzik dinliyorum. Koşmanın özünde, müzikle huzur bulmaya çalıştığım bir pazar koşusu geçen hafta sıradan koşularımın tahminimden daha fazla alışılmışın dışına çıktı. (ben yazana kadar 2 hafta öncesi oldu bu, o ayrı)

Kuzenimin düğünü için Kuşadası'na gittiğimden beri pazar sabah planladığım 15-16km lik uzun kosuyu nerede yapabilirim diye yollara göz dikmiş yokuş hesaplıyorum. Niye yokuş hesaplıyorum, dedim ya, ağır vasıtayım, motor çekmiyor bir yerden sonra. Düzlükte sorun yok, hızı sabitler giderim gidebildiğim kadar... Sahil şeridinde koşarım diyorum ama orasıda hepi topu 3KM, dolap beygirinden bozma koşuları sevemedim hiçbir zaman.. Mümkünse bir kere geçtiğim yoldan bir daha geçmiyim. Hatta tek yön gidiyim dönüşte arabayla alsınlar beni (o kadar da değil desenize)

Biraz ordan biraz burdan derken rota güvercin ada marina parkurunda 3 git gel (bknz. dolap beygiri) , ordan da eski izmir yoluna doğru Tursan otelineydi çünkü düğün için arabayla gidip taksiyle dönmüştük. (az önce o kadar da değil demiştiniz dimi,bakın, tek yön)

Klasik bir uzun koşu sabahı. Sıcağa yakalanmamak için erkenden kalkılır. Kendine gelmek için biraz stretching, güneş kremini unuttuğunu farketme, kendine kızma, bağcıkları bağlarken hala söylenme falan derken otelden çıkılır. Nike Running ekranında RUN tuşuna bastık mı 3,2,1 GO! der kulaklık. RUN! playlist'i sıradan başlar gazı vermeye. 

Buraya kadar herşey normalken önce 10 dakika olmasına rağmen Nike abla bana 1.km oldu,hızınız şu bu demedi hala (genelde 6-8.dk arası bi yerde başlar muhabbete) biraz yavaşlayarak telefonu kontrol ettiğimde yeni update edilen nike app sapıtmış bana sadece 0.21 km koştun diyor. Sinirimin bozulup soruna çözüm ararken (bu sırada, hız nabız hersey hakgetire.. takmıyorum diyorum ya, biraz takıyomusum) bir süre sonra sıkılıp kapattım Nike ablayı ve sadece müzikle devam ettim koşuya. Yani devam etmeye çalıştım. 

Başladıktan 25 dakika sonra da Kuşadası'nın sıcak güneşinin altındaki bahtsız bedevi olarak kutup ayısıyla karşılaştım (mecazi olarak çok şükür).. Daha yeni başladık derken bu seferde iPhone'un kulaklık girişi bozuldu ve arada bir çıkartıp takmamı gerektirir hale geldi çalması için. Bu can sıkıcı prosedür sıklaştıkça da gerginlik yaratmaya başladı ve muziğide bırakıp artık sadece koşmaya karar verdim. 

15-16km'lik 1saat 30 dakika ila 1 saat 45dakika sürmesi planlanan bir koşunun sadece ilk yarım saatinde yaşanan sinir, stres ve geriye kalan 1 saatinin müziksiz, performans ölçümsüz, bir nevi gözlerim bağlı bir koşunun farkındalığı.. Bu sırada , 'acaba napsam?' 'Bıraksammı?' gibi tilkiler kafamın içinde dolaşırken aklıma ilk gelen şeylerden biri dünyanın bugüne kadar ki en ilginç koşucularından biri olan bir çok ultra-maraton kazanmış, bir çok farklı rekora sahip, 50 günde 50 eyalette 50 maraton koşmak gibi başarılara imza atmış Dean Karnazes'in (bir başka yazıda kendisini uzun uzun anlatırım) bir lafı aklıma geldi. 

'People always ask me how I ran 350 miles non-stop and I will teach you in a second. You put your right foot front and bring the left one in front of the other and than repeat' -- Dean Karnazes

Bende aynen dediği gibi, önce sağ adımımı ardından sol adımı ata ata bir anda dakikaların geçmeye başladığı farkettim. Her saniye biraz daha neşem yerine geldi, etrafımdaki olan biteni daha da dikkatli fark etmeye başladım, ve en garibi, her saniye biraz daha bu neşeyle hızlandım. kulaklıksız 30, toplam 1 saatin sonuna geldiğimde 3 turu bitirmiş ve Kuşadası'nın girişindeki yokuşu tırmanmaya başlamıştım. Yaklaşık 10 kilometrenin verdiği yorgunluk ve bu dik yokuş hızımı yavaşlatsa da keyfime diyecek yoktu. Bu yokuşu çıkarken suratımdaki aptal gülümseyi farkettiğimde kafamda düşünceler uçuşurken bir tanesi çok güzel takıldı aklıma. 

'Bu bana iyi bir ders oldu'
Akşamdan kıyafetlerımden iphone'uma kadar herşeyi hazırlanmış olsam da, yolda olacakları asla bilemezdim. Olanlar beni durdurmamalıydı ve durduramadı da. devam etmek zorundaydım ve ettim de... 
Hayatta bunun gibi birşey galiba diye aklıma geldi bir an. 

Koşudan Hayata 

1) Siz ne kadar hazırlansanız, işiniz sınavlarınız veya arkadaşlarınızla buluşmak için bile programlı ve sistematik bir şekilde hazırlık yapsanız da yolunuza sorunlar çıkacak. Yaptığınız bütün hazırlıklar belki boşa çıkacak. 
Ancak büyle bir durumda elinizden gelenin en iyisini yapmaya ve koyduğunuz hedefe doğru durmadan  devam etmelisiniz. 
Müzik bittiğinde otele 3, arabaya ise 10 kilometre vardı, ama otele gitmek bana hiçbirşey kazandırmıyacaktı tam aksine, sadece arabaya 7km kalmış olacak ve ben taksi veya başka bir şekilde arabaya ulaşmak zorunda kalacaktım. Başka bir değişle başarısız olacaktım. Çünkü koyduğum hedefe ulaşamıycaktım. 

2) O 7 km yi koşmanın hiçbir kısa yolu yok!
Hayatınızda da olmadığı gibi başarıya giden hiçbir kısa yol yok ne yazık ki (bilen varsa bana mesaj atsın). adım adım 8 kilometre üzerine o 7K nasıl adım adım geçicekse, hayatınızda da ulaşmak istediğiniz hedeflere giden tek ama tek yol durmadan yorulmadan yaptığınız çalışmalar olacak.  
Müziksiz koşulur mu? bal gibi koşulur.. Sıcakta koşulur, of hemde nası, terleye terleye.. GPS'siz, saatsiz, her şekilde koşulur... Yüzyıllar önce ayakkabısız şortsuz da koşuyolardı.. 

3) şu an sadece 15 koşuyoruz ki kasımda 42 koşabilelim.. 
Düğün dernek dinlemeden sabahın köründe uyanıyoruz çünkü başarıya giden yol bir şeyi tekrar tekrar yapmaktır. Bu yüzden haftada 3 veya 4, ortalama 30-40 km koşuyoruz. Bir konuda başarmak istiyorsanız yorulmadan sıkılmadan neredeyse her gün o konuda elinizden geleni yapmanız gerekiyor.

Yol Üniversitesi'nde bir ders daha sona erdi.. 
Bittiğinde bende bitmiştim. Saat 10:15 olmuş(not: haftaya daha erken başlamak lazım koşuya), Kuşadası güneşi kafamda boza pişiriyordu ama arabama 15.4km ve 1:41dk sonra ulaştım (sonradan google earth sağolsun mesafeye baktım)
öyle ya da böyle hedefime ulaşmıştım.. hayatta da her zorluğa karşı her hedefime ulaşma dileğiyle arabaya bindim. 

Koşu fiziğinizden çok ruhunuzu besler. Bence sizde serin bir vakit kollayın, ayakkabılarınız giyin ve kendinizi sokağa atın... 2-3 km olsun isterse 15-20km olsun, içiniz her koşuda huzur dolsun..

------------------------

Daha Sonra bahsedicek olsam da kendisini biraz tanımanız için Dean Karnazes'in bir röportajını paylaşıyorum. Kendisi, yazdığı kitaplar ve yaptıkları gerşekten dğnyaya farklı bır bakış açısından bakmanızı sağlayacağını düşünüyorum...




------------------------

Ayrıca Sinanko koşularını koyar da ben koymaz mıyım.. ama benim Garmin'im yok daha ne yazık ki:'( o yüzden bu cumartesi Çeşme'de yaptığım bu 19K'nın detaylarına bu link'ten ulaşabilirsiniz 


-----------------------

Bir başka yazıya dek

Sevgiler 

Yarıya Gittim Gelicem


Doğru beslenilmiş, boş bir pazar gününün ideal aktivitesi Blegrad ormanı aslında. Havanın kararmasına bir kaç saat kala kendimi yine parkur başında ısınırken buldum bu yüzden de. Dedim bu sefer uzun koşuyorum. Enteresan, gerçekten koşu akılda bitiyor. Aklımı, yemeğin pişmesini haber veren saatleri kurar gibi kurdum 3 tura. Başlangıçta Garmin henüz uydularını bulamadığından ilk 400-500 metremi yedi ama artık orası teferruat. Ne de olsa zamanlı koşmuyorum. Ilk zamanlarda çok yaptığım ama bir süredir unuttuğum "zaman ve hızdan bağımsız mesafe koşusu" mentalitesindeydim. Iki kere 15 koşmuş biri olarak ilk defa 18'e geldim. Hatta gücüm kalmış olsa biraz daha uzayıp yarı maratona gidicektim ama artık yorulmuştum. Tekrar koşmak için hedefim olsun istedim, ilk denemede yarı maraton çıkarıp sonra "yea ne var ki yea istediğimde koşarım yarı maraton" demek istemedim. Bu arada Belgrad gibi aslında engebeli bir arazide 18 km koşmuş olmak ciddi bir tatmin oldu benim için.

Sırada Izlanda var. Kuvvetle muhtemel 18 Ağustos'taki Izlanda Maratonu'na gidicem ve orada hayatımın ilk yarı maratonunu koşucam, bunu da sizlerle bu sayfalardan paylaşırım.

Wednesday, June 20, 2012

Avrasya 2011 15KM

Ilk Avrasya koşusu, 15 km. Günlerden 16 Ekim 2011, koşuya başlamamın birinci yılı. Ikinci yılda 42? Görücez