11 Kasım 2012 pazar günü düzenlenen 34. Vodafone İstanbul Avrasya
Maratonu’nda tam maraton, 15 km ve 8.4 km yarışları koşuldu. Koşu
Gazetesi ekibinden Aykut, Ilgaz ve Mert maraton, Noyan da 15 km
yarışındaydı. Bu seneki organizasyon hakkında ekipçe sohbet ettik.
Sohbeti başlıklar şeklinde sizlerle paylaşmak istedik. İşte Koşu
Gazetesi ekibinin bu yılki organizasyon ve yarışlar ile ilgili
görüşleri…
- Organizasyon hakkında olumlu ve olumsuz izlenimleriniz
neler? Daha önce koştuysanız ilerlemiş ve gerilemiş noktaları belirtir
misiniz?
Aykut: Avrasya’da 2009, 2010 ve 2012 yıllarında
maraton koştum. Daha sonra detaylarına gireceğiz belki ama
organizasyonda önceki yıllara göre gözle görülür ilerlemeler var. Eğer
yapıcı eleştiriler dikkate alınır ve bunları düzeltmek için çaba
sardefilirse birkaç yıl içinde çok daha iyi olmaması için bir neden yok.
Kısaca özetlemek gerekirse, göğüs numarası dağıtımı, fuarın mekanı,
istasyonların sıklığı ve gönüllülerin çalışması, çanta bırakma
otobüsleri gibi konular en azından benim için oldukça sorunsuz işledi.
Başlangıç ve bitiş noktalarındaki düzensiz ve karmaşık ortam, fuarın
içeriği, parkur üzerindeki destek, madalya ve tişört tasarımları gibi
konuların henüz istenilen seviyede olmadığını düşünüyorum.
Ilgaz: Bu Avrasya’da 4. koşum oldu, içlerinden üçü
maraton mesafesidir. İlk maraton tecrübem de zaten bunların ilkiydi, o
zaman organizasyonu çok değerlendirecek halde değildim. 4 koşu arasında 5
yıl geçmiş, bu sene sanırım en başarılısı idi organizasyon olarak.
İstatistikleri detaylı bilmesem de gördüm ve tahmin ettiğim kadarıyla
katılımda fazla bir artış yok. Pazarlama duyuru anlamında da fazla bir
değişiklik ve atılım göremiyorum. Su istasyonları biraz daha gelişmiş
gibi geldi, Powerade verilmesi bile bir gelişme.
Daha önceki yıllarda koşu mesafelerine göre start alanı ayrımı yoktu,
bu da gereksiz ve kontrolsüz bir kalabalığa yol açıyordu. Hem start
öncesi izdiham yaşanıyordu, hem de niyetiniz ciddi olarak koşmak ise
köprüde mangal yapanların arasından slalom yapmanız gerekiyordu, geçen
sene ve bu sene bu daha iyi çözülmüştü.
Transfer otobüsleri de daha organize geldi bana bu sene. Bitişteki çanta teslim eden otobüsler ve görevliler de başarılı idi.
Bitiş çizgisindeki karambol de düzelmiş, geçen yıllarda yorgun argın
bitişe girdiğinizde bir anda önünüze basın, görevli, meraklı vatandaş ve
arkadaşlarını bekleyen daha önce bitirmiş işgüzar koşuculardan oluşan
bir duvar çıkıyordu, zor adım atıyordunuz. Bu sene korumalı bir koridor
oluşturulmuş, daha ferah bitirdik parkuru. Tam finişi geçer geçmez
hayatın anlamını sorguladığınız sırada yanımızda bitip “Merhaba, 42km mi
koştunuz, anketimize katılır mısınız?” diyen anketör arkadaşlar da
kamera şakası tadındaydı.
Masaj çadırları da güzel düşünce ama ben bitirdiğimde “masaj bitti”
gibi bir cümle ile karşılaştım. Çok önlerde olmasam da benden sonra
bitiren daha çok koşucu vardı.
Mert: Ben daha önce sadece 2009 yılında Avrasya
Maratonu’nda koştum. O da ilk maratonumdu. O zamanlar “acaba yarışı
bitirebilecek miyim” endişesinden dolayı organizasyonun detaylarına
odaklanamamıştım. Arada 3 yıl olunca organizasyonu çok değişmiş buldum.
Hem değişmiş hem de gelişmiş. Fuar için seçilen yer ve fuardaki
yerleşim 3 yıl öncesine göre kat kat iyiydi. Fuar ferah ve erişilebilir
planlanmıştı. Numara alma işlemi de yoğun saatlerde bile tıkır tıkır
işledi. Start alanı bence düzenliydi ama bitiş için daha çok çalışmak
gerek. Maraton bitirmiş bir koşucu için daha detaylı planlama yapmak
gerekiyor bitiş alanında. Yine de duyduğum kadarıyla geçmişe göre çok
daha iyiymiş. Özellikle yarışı bitirir bitirmez gidip tam sonucu içeren
sertifikayı alabilmek (ve bunu çok rahat, karmaşa, kavga gürültü olmadan
yapabilmek) etkileyiciydi. İstasyonların sıklığı ve içeriği tam not
alır. Sadece enerji içeceğini daha makul miktarlarda (ne az ne çok)
vermek gerek.
Noyan: Bu benim ilk Avrasya Maraton’umdu. 15
kilometrelik parkuru koştum. İstanbul’da yapılan bu yarışa karşı keskin
bir önyargım vardı. Daha önce burada yarış koşan arkadaşlarımdan aldığım
negatif yorumlar da bu düşüncelerimi destekliyordu. Ancak yarışta
beklediğim kadar olumsuz bir durumla karşılaşmadım. Öncelikle start
alanı. Ulaşımı zor bir nokta. Her ne kadar belediye yarışmacıları
belirli merkezlerden buraya taşımış olsa da ben kendi işimi kendi görmek
isteyenlerdenim. Köprü trafiğinin uzun süre kapatılmak istenmemesini
anlıyorum, buna rağmen yarışın köprü üstünden geçirilmek istenmesini de
anlıyorum, yine de start noktası daha ulaşılabilir (özellikle toplu
taşıma ve taksi ile) olmalı. Yarış sırasında gözüme negatif bir şey
çarpmadı ancak bitiş noktası ne yazık ki çok çok kötü düzenlenmişti. Her
maratonda aynı olan ve koşuyu bitiren yarışmacıyı bekleyen sırası belli
bir gurup aktivite var. Bunlardan ilki yarışmacının madalyasını alması
ve ikincisi ise varsa yiyecek bir şeylere ulaşması. Ancak zaten dar olan
bitiş noktası minibüslerle ve masaj çadırlarıyla iyice daraltılmıştı.
Madalya ve yiyecek Kızılay yardımı dağıtır gibi iki minibüs arasında ve
izdiham şeklinde yapılıyordu. Maratonu bitiren hiç kimse bitiş
çizgisinden geçtikten sonra ilk olarak masaj yaptırmak istemez, bu
aktivitelerin adam gibi sıraya sokulması ve finiş alanının buna göre
düzenlenmesi güzel olurdu. Madalya dağıtımı bence tam anlamıyla
rezillikti, öyle ki yarışmacılar arasında tartışma çıktığını bile
gördük.

Fotoğraf: Akşam Gazetesi
- Maraton fuarı hakkındaki olumlu ve olumsuz izlenimleriniz nelerdir?
Aykut: Genel olarak bakıldığında maraton fuarının
içeriğinin henüz yurtdışındaki büyük maraton fuarları ile kıyaslamak
mümkün değil. Ancak daha birkaç yıl önce maraton fuarı Feshane’de
yapılıyordu ve o fuarı bilenler sanıyorum aradaki farkın büyüklüğünü
göreceklerdir. Bu açıdan iyiye doğru bir gelişim olduğunu
söyleyebiliriz. Türkiye’de koşuya olan ilginin artması ile fuar
içeriğinin genişlemesi birbirine paralel konular. Maalesef biri olmadan
diğerinde büyük bir patlama beklemek mümkün değil.
Öte yandan İstanbul’un ulaşımı en kolay noktalarından birinde olması
itibariyle mekân olarak gayet uygun. Önceki fuar yeri olan Feshane ile
kıyaslanamaz bile. Bence maraton konusunda değişmemesi gereken birkaç
şey varsa, onlardan biri fuarın yeri olmalı. Cumartesi günü oldukça
yoğun bir saatte numaramı almaya gitmiş biri olarak hiçbir sorun
yaşamadan birkaç dakika içinde tüm işlemlerimi hallettiğimi
söyleyebilirim. Operasyon ve işleyiş bakımından önemli bir problem
görmedim.
Ilgaz: Feshane gibi soğuk, uzak ve alakasız bir
yerden merkeze taşınmış olması çok iyi olmuş. Yeni kongre merkezi ferah
bir yapı ancak girişte yönlendirme adına sadece tek bir tabela vardı,
şehre yabancı olanlar için biraz daha fazla yönlendirme lazım. Koşu
malzemesi satan marka sayısı ülkemizde zaten az, olanların da büyük bir
kısmı katılmamıştı. Katılımı cazip kılacak şartlar sağlansa koşu
anlamında daha zengin bir fuar olabilirmiş.
Makarna ikramı güzel ve yeterli idi. Koşu ile doğrudan alakası
olmayan, düşünürseniz sağlıklı yaşam başlığı altında toplanabilecek
firma ve ürün standları dikkatimi çekti, bu da biraz ilginin dağılmasına
yol açıyor. Koşu fuarında yöresel lezzetler görmek biraz alaturka geldi
bana. Tabi yabancı koşucular için cazip de olmuş olabilir.
Mert: Fuarın yeri, yerleşimi içindeki işleyiş
oldukça iyi. 2011 yılında Amsterdam Maratonu fuarını gördüm. Bundan daha
iyiydi diyemem. Fuarı bundan sonra daha da iyiye götürecek olan şey
fuarda yer alan/alacak firmalar/kuruluşlar olacaktır.
Noyan: Programımdan dolayı maraton fuarında çok
fazla zaman geçiremedim ama bir maraton fuarının olması bile güzel bir
şey. Antalya’da böyle bir fuar ne yazık ki yapılamadı. Kaldı ki mevsim
itibari ile fuar için herhangi kapalı mekana bile gerek yok. Düzenli
görünen bir fuar alanı vardı. Ancak kayıt masası yarışçıyı karşılayan
standlar arasında gözükmüyordu, etrafta herhangi bir yönlendirme de
yoktu.
-
Halkın ilgisi önceki yıllara oranla (katıldıysanız) nasıldı sizce? Arttırmak için tavsiyeleriniz var mı?
Aykut: Türkiye’deki maratonlarda gözlemlediğim durum
şu: Eğer yabancı katılımcı sayısı çok ise destek fazla oluyor çünkü
yabancı koşucuların yakınları bu kültürü aldıkları için sadece kendi
koşucularını değil koşan herkesi destekliyorlar. Runtalya’da 2010 ve
2011 yıllarında yabancı sayısı çoktu ve destek büyüktü. 2012’de yabancı
sayısı azalınca destek de yok denecek kadar azaldı. Avrasya 2012’de
özellikle maratonda önceki yıllara göre yüksek bir yabancı koşucu
katılımı olunca önceki yıllara göre destek daha fazla oldu.
Sultanahmet’teki bitiş noktasında ise yine ülkemiz standartları için
oldukça iyi bir kalabalık vardı. Halkın ve koşucu yakınlarının yanısıra
15K yarışını koştuktan sonra maraton koşanları desteklemek için bekleyen
koşucu arkadaşlarımıza da teşekkür etmemiz gerek.
Neler yapılabilir konusuna gelince… Halkın ilgisinin bir günde
artmasını bekleyemeyiz. İş dönüp dolaşıp yine spor yapan, koşan, bu
kültürü benimsemiş insan sayısının artmasına geliyor. Bu süreç de
bununla doğru orantılı gelişiyor. Ancak başta medya kanalı olmak üzere
ne kadar çok bilgilendirilme ve tanıtım yapılırsa ilgi o oranda
artacaktır. Bunun örneğini Nisan ayında İznik Ultra’da halkın desteği
ile yaşadık. İstanbul belediyesinin bu konuda elinde çok büyük imkânlar
var. Eğer işin üstüne ciddiyetle düşülürse Türkiye’de olmaz diye
düşündüğünüz şeyler gerçekleşebiliyor.
Ilgaz: Ben bir gelişme göremedim. Çok gelişeceğini
de sanmıyorum. Ülkede sporun tüketimi de pazarlaması da belli, sıra
koşuya gelene kadar daha çok fırın ekmek var. Kısa şortlu güzel kız
koşucu sayısı artarsa bizim halkın ilgisi de artar, yol boyu bıyık
altından gülen bütün vatandaşlar nerde kız bir koşucu gördülerse yollara
atlayıp çılgıncasına alkışladılar. Bodrum turist sendromu.
Mert: Ben ilk Avrasya maceramdan kalan anılar ve
daha sonrasında arkadaşlarımdan duyduklarımdan dolayı bu yıl tüm
maratonu kulağımda yüksek sesli müzikle koştum. Zaten koşan insana laf
atmak yüksek kültürüne sahip halkımız bir de saçı sakalı uzun birini
görünce iyice coşabilir diye kendimi dışarıya kapattım. Sadece farklı
bir koşu stili var diye ağır hakarete uğrayan arkadaşımı duyunca iyi ki
böyle yapmışım diyorum. Ama gördüğüm kadarıyla izleyici kalabalığı en
azından bazı bölümlerde artmıştı. En çok alkışı ellerinde Türk bayrağı
ile koşan bir ikilinin aldığını görünce seneye bu taktiği uygulamayı
düşündüm!
Aslında bu yıl sponsordan dolayı halk televizyon da kullanılarak
biraz daha çok bilgilendirildi. Ama sanırım yeterli olmadı. Öncelikle
spor=futbol formülünü kırmakla başlamalı sonra adım adım maratona
ilerlemeliyiz.
Noyan: Kalabalık bir gurup içinde koştum. Etrafımız
yarışmacı anlamında hemen hemen hiç boş kalmadı. Bunun bende yarattığı
ilk izlenim yarışa yoğun bir seyirci ilgisi olduğu yönündeydi. Ancak
yarış ilerledikçe fark ettim ki İstanbul’un en kalabalık noktalarından
geçerken bile ortada fazla destek yoktu. Sağda solda birkaç meraklı ve
genelde turistlerin desteği vardı. İstanbul pazar günü bile işinde
gücünde. Sanırım trafik eziyeti yüzünden bize kızanların sayısı çok çok
fazlaydı.
- Önümüzdeki yıllar için ben olsam şunları eklerdim diyebileceğiniz detaylar var mı?
Aykut:
- 8 km, 15 km ve maraton yarışlarının aynı anda başlaması köprü
üzerinde kalabalık bir görüntü sağlayıp iyi resim vermesi dolayısı ile
tercih ediliyor. Fakat dünya standartlarında bir maraton hedefleniyorsa
artan koşucu sayısı ile buna artık bir düzenleme yapılması gerek. 8 km
ve 15 km belki benzer olarak nitelendirilebilecek mesafeler fakat
maraton mesafesi bunlardan çok ayrı bir strateji gerektiriyor. Ben olaya
maraton koşan biri olarak baksam da, 8 km ve 15 km koşanların arasında
da koşuya yeni başlayanlar olduğu kadar elit atlet statüsüne yakın çok
sayıda koşucu var. Onların da yavaş ve kontrollü başlamak durumunda olan
maratoncuların arasından slalom yaparak koşmak istediklerini
zannetmiyorum. Başlangıç saatlerinde ufak farklılıklar yaparak bunu
uygulamak gayet kolay. Bu arada şunu da söyleyeyim ki, 8 km koşusunun
eklenmesi bence son derece olumlu. Bu sayede koşuya yeni başlayanlar da
bu heyecana ortak olma şansına sahip oluyorlar.
- Maratonda başlangıç noktasına gelenler artık 2500’e yaklaşıyor.
Önümüzdeki sene sponsorların da katkısı ile bu sayı biraz daha
artabilir. Tempo grupları oluşturulması için bence bu yeterli bir sayı.
Şu anki formatta iki seçeneğiniz var: 1- Başlangıç karmaşasından daha az
etkilenmek için 45 dakika önceden ön taraflarda yer alıp, ısınamadan
olduğunuz yerde kaskatı şekilde bekleyeceksiniz. 2- Isınmanızı yapacak
ama arkalardan başlayacaksınız fakat bu sefer de kendi hızınıza uygun
olmayan birbirinden çok farklı mesafelerdeki koşucularla birlikte
temponuzu bozan bir start alacaksınız.
- Bana göre artık madalyalara yeni bir tasarım yapılma vakti geldi.
2009’tan itibaren tüm madalyalar aynı. Sadece üzerindeki yıl değişiyor.
Belki madalya ve t-shirt tasarımı konusunda bir yarışma açılıp elemeden
geçen adaylar koşucuların oylarına sunulabilir. Kadınlar için de değişik
bir kesim uygulanmasında yarar var. Her şeyin maliyetle ve katılım
ücreti ile orantılı olduğu bir gerçek ancak bence bir yarışın
tanıtımının yapılması isteniyorsa en son kısılacak yerlerden biri
verilen t-shirt olmalı. Güzel olursa yerli yabancı herkes yıl boyu
giyip yarışın reklamını yapar, aksi takdirde bir köşeye atılır.
- İlk kez bir maratonda bitirdiğimde madalya boynuma takılmadı ve
madalyanın verilen torbanın içinde olduğunu öğrendim. Madalyanın yarışı
tamamlayan koşucunun boynuna takılması âdettendir. Ne sebeple olursa
olsun bence bu değişmemeli.
- Sultanahmet’teki bitiş noktası ambulanslar, masaj çadırları,
görevliler derken çok sıkışık ve karmaşık. Mekân değişmeyecekse daha iyi
düzenleme ve görevlililerin yönlendirmesine ihtiyacımız var. Bu konuda
biz koşucuların da hataları var. Yarışı bitirdikten sonra o bölgede
bekleyip kalabalık yapıyoruz.
- Maraton sonuçları erkekler, kadınlar, türk sporcular ve yaş grupları
olarak ayrı ayrı tasnif ediliyor. Son derece güzel. Ancak her büyük
yarışta olduğu gibi burada da maratona katılan tüm sporcuların cinsiyet,
milliyet ve yaş ayrımı olmadan görülebileceği tek bir listenin de
olması gerekir diye düşünüyorum.
- Anadolu tarafında ikâmet eden biri olarak Taksim ve Sultanahmet’den
başlangıç noktasına koşucuları taşıyan otobüsleri kullanmadığım için
haklarında yorum yapamıyorum. Fakat Anadolu tarafı için de hiç olmazsa
Kadıköy’den kalkıp köprünün Beylerbeyi ayağına sporcuları taşıyan
otobüsler koyulması düşünülebilir.
- Parkur üzerinde müzik ve animasyonlarla motive eden ve destek veren
ekipler oluşturulması teşvik edilebilir. Yurtdışındaki örneklerden belki
henüz uzağız ama birkaç yıl önce Runtaya’da bunun güzel örnekleri
verilmişti. Belli yerler belirlenerek büyük şirketlerin bunlara sponsor
olması ve kendi ekiplerini getirmesi üzerine yoğunlaşılabilir. İlk 20km
şehir içinde geçildiği için sorun daha az ama 30.km’den sonra ve
özellikle 35-40km’ler arasında bu tür destekler çok önemli. Her
maratonda 35.km’den sonrası zordur ama Avrasya’da parkur yapısı
itibariyle bu bölüm koşucunun kendini en yanlız ve sahipsiz hissettiği
bölüm.
- Hem Avrasya hem Runtalya için her sene söylediğimiz gibi enerji
içecekleri büyük şişelerde olduğu için maalesef israf oluyor. Üstelik
arkadan gelenlere kalmayabiliyor. Ayrıca istasyonlarda verilen elma
koşarken yenilmesi çok zor bir meyve. Yanlış hatırlamıyorsam 2010’da muz
da verilmişti. Ancak muzlar da israf olmaması için bütün olarak değil,
ikiye bölünmüş halde verilmeli. Muzun maliyeti yüksek olacaksa en
azından mandalina bile elmadan daha rahat yenen bir meyve olacaktır diye
düşünüyorum.
- Her 5km’deki ve yarı maraton noktasındaki çip kontrol noktaları son
derece başarılıydı. Ancak koşarken 14.km’deki Feshane U dönüşünde ve
28.km’deki Bakırköy U dönüşünde kontrol noktası olmaması beni çok
şaşırttı. Bu noktaların suistimale açık olduğunu düşünmüştüm. Yazıyı
yazmadan önce eksik bildiğimiz konular olabilir düşüncesi ile Depar
Timing’den Sayın Turan Faruk Yaraş’a bu konuyu sordum. Kendisi de
nezaket gösterip bilgilendirmede bulundu. Kötü niyetli kişilere yardımcı
olmamak adına açıklamanın detaylarına girmiyorum fakat başka kontrol
mekanizmaları da olduğu konusunda bilgi verdi. Sonuçta bu konunun uzmanı
kendileri. Önümüzdeki yıllar için bir değişiklik gerekip gerekmediğini
değerlendireceklerdir. Ben kendisine ilgisi ve hassasiyeti için teşekkür
ediyorum.
Ilgaz:
- Artık çoğu maratonda pacer denen tempo veren atletler görev yapıyor.
Organizasyonu zor olmayan ve katma değeri büyük bir detay bu. Kısaca
açıklarsak; belli sürelerde bitirmeyi hedefleyenler için o sürede koşan
görevliler oluyor, bu görevlilerin taşıdıkları bayraklarda veya
balonlarda hedef süreleri yazıyor, o görevli ile birlikte koşarsan
yarışı o sürede bitiriyorsun. Gönüllülük kapısı açılsa birçok başvuru
olacağından eminim ama yıllardır yapılmıyor nedense.
- Fotoğraf konusu da büyük eksiklik. Aslında bu organizasyona ek bir
kazanç kapısı. Bu iş aynen düğünlerde, nişanlarda olduğu gibi
profesyonel bir firmaya ihale ediliyor, yarış sonrası isteyen koşucular
göğüs numaralarını girerek internetten kendi fotoğraflarını satın
alıyorlar. Hem anı, hem de ciddi bir kazanç.
- Hatıra niteliğinde şapka, T-shirt, ceket, çorap bile satılıyor yurt dışı örneklerinde, bizde hala yok.
- Seyirci yol boyu az olsa da bitiş her sene en renkli alan oluyor.
Seyyar tribünler kurulsa belki daha çok kişi daha rahat seyredebilecek
bitişi.
- Antalya’da Öger zekice bir iş yapmıştı, yol boyu yer alan otel ve
restaurantlara su masası kurdurmuştu, her işletme kendi önünde masa
kurup kendi reklamını yaparak su vermişti, bu devreye alınabilir.
- Canlı müzik, hatta banttan yayın müzik bile koşu esnasında çok
motive edici oluyor. Yurt dışındaki maratonlarda canlı müzik yapmak
isteyen gruplara imkan tanınıyor, ses tesisatı kurulup tente gibi
çadırlar bile sağlanıyor. Tempolu olduktan sonra her türlü müzik
kabulümüzdür koşarken.
- Yollar araç ve yaya trafiğine karşı da iyi korunmuştu bu sene, daha
önce bazı noktalarda karşıdan karşıya geçen alakasız yayalarla çarpışma
riski olabiliyordu.
Mert:
- Start noktas için daha kayıt sırasında tempo grupları ayarlamak çok
zorsa bile en azından tempo tabelaları ile koşucular uyarılabilir.
Böylece hedef temposudaki tabeladan start almayı düşünebilir.
- Bitişte sadece koşucuların yürümesi için ayrılmış bir koridor olmalı
ve her iki tarafında sırasıyla enerji içeceği, su, meyve veya tuzlu
yiyecek bir şeyler yer almalı. Böylece düşünecek halde bile olmayan
koşucu hiç çaba sarfetmeden yavaş yavaş bitişten uzaklaştırılırken bir
yandan da ihtiyaçlarını karşılar.
- Böyle bir maratonun madalyalar daha güzel olmalı ve koşucunun boynuna takılmalı.
- Yol boyunca koşuculara karşı yapılabilecek saldırılara karşı üst
geçitler veya daralan virajlar gibi yerlere güvenlik görevlileri
yerleştirilebilir. Bu yılki yarışta önümdeki bir gruba üst geçitten
kovayla su döktüler. Madem halkı bunu yapmanın saçmalığı konusunda
bilgilendiremiyoruz o zaman yapmalarını engelleyelim.
Noyan: Sürdürülmesi gereken bir organizasyon, orası
kesin. Start alanının daha kolay ulaşılabilir bir noktaya taşınmasını
sağlardım. Bitiş noktasında yarışmacıları bekleyen ve onlara
madalyalarını veren gönüllüler olmasını sağlardım. İtiş kakış alınan bir
naylon torbanın en dibinden çıkan madalya önemini de yitiriyor.
Bitiş alanını aktivitelere göre yeniden düzenler ve yarışmacıların daha
rahat hareket edebilmelerini sağlardım. Bu sene hava çok sorun yaratmadı
ama Kasım ayı İstanbul’da maraton koşmak için en doğru zaman mı
bilmiyorum. Sanırım bu tarihlerin seçilmesinde yurt dışındaki diğer
yarış tarihlerinin etkisi var ancak her 4 yarıştan 3’ü yağmur altında
yapılırsa iş kişiler için keyifli bir gelenek olmaz.
- Koşu yarışları ve sosyal sorumluluk son yıllarda ilginin hızla yükseldiği bir konu. Sizin bu konudaki görüşleriniz nasıl?
Aykut: Londra maratonunda başlangıç yılı olan
1981’den bu yana 500 milyon sterlinden fazla bağış toplanmış. Bu kavram
ülkemizde yeni olsa da Adım Adım’ın önderliğinde son yıllarda çok büyük
ilerleme sağlandı. Konunun toplumda duyarlılık yaratmasının yanısıra
artık birçok büyük şirket koşu yarışları için sosyal sorumluluk
projeleri için kendi takımlarını kurmaya başladı. Tüm bunlar çok önemli
gelişmeler. Ayrıca bu yıl ilk defa kayıt tarihleri kapandıktan sonra
belirlenen Sivil Toplum Kuruluşları adına küçük bir miktarda bağış
yapılması karşılığında yarışa katılmak isteyenlere geç kayıt imkânı
tanındı ki bu kararı son derece başarılı buldum. Umarım önümüzdeki
senelerde de devam eder.
Ilgaz: Kendime çok yakın bulmasam da bu gibi
girişimleri iki yönden olumlu karşılıyorum; birincisi bir şekilde
kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve maddi manevi destek toplanması,
ikincisi de koşu sporunun bu sayede gündeme gelmesi, doğrudan koşu ile
ilgili olmayan kişilere bile ulaşıyor olması. Bu konuda ilginin gittikçe
artması da bu anlamda güzel, yurt dışında benzer sistemler epey
gelişmiş ve oturmuş durumda.
Mert: Koşu yarışlarına ilginin bu kadar az olduğu ve
hatta koşana deli gözüyle bakılan bir ülkede bu kadar başarı bile bence
şaşırtıcı.
Noyan: Bu yarışta ben de çalışanı olduğum
topluluğumuzun sosyal sorumluluk projesini tanıtmak için koştum. Evet bu
yükselen bir trend. Sosyal sorumluluk anlayışının sporcularda çok daha
yüksek olduğunu düşünüyorum. Özellikle koşucular, yaptıkları sporun
yalınlığı ölçüsünde olumlu ve hassas insanlar. Koşu her ne kadar
bireysel bir spor olsa da bizim seviyemizde koşanlar için bir
sosyalleşme aracı. Bir çok insan yapılan destek girişimlerini koşuyla
bağdaştıramıyor, koşarak insanlara nasıl yardım edebileceğini
anlayamıyor. Ancak, koşu, bu iş için herhangi başka bir sosyal
aktiviteden çok daha etkili bir araç.
- Gelecek yıl bu parkurda maraton koşmayı planlayan insanlara tavsiyeleriniz nelerdir?
Aykut: Bu yılki yarıştan sonra tavsiyem sahile
rüzgâr panelleri kurulması için imza kampanyası başlatılması yönünde!
Şaka bir yana, maraton öncesinde yazdığım
bu yazıdaki görüşleri
tekrar etmek istemiyorum. Kısaca ekleyeceğim şey şu: Avrasya
maratonunun ilk yarısı şehirde keyifli bir gezinti. Bu anların zevkini
çıkarmaya bakın. Çünkü Yenikapı’dan sahile dönünce iş ciddiye binecek.
Bakırköy’deki U dönüşünden sonra gerçek maraton başlayacak. Bol şans!
Ilgaz: Fırsat bulurlarsa gerçek parkurda antrenman
yapsınlar. Özellikle maraton antrenman programlarında hep yer alan uzun
koşularını yarışın sonunda o mesafelere denk gelecek yerlerde koşsunlar.
Bakırköy dönüşü sonrası yarışın en zor kısmı; buralar hem seyirci
koşucu olarak en yalnızlık çekilen yerler, hem geride bırakılmış
kilometreler ile ağırlığın çökmeye başladığı yerler, hem de mevsim
itibariyle denizden gelen sert rüzgarlara maruz kalınıyor. Buraları
görmek bilmek avantaj sağlayacaktır. Çevreyi tanımak, parkur üzerinde
küçük hedefler koyabilecek noktaları saptamak önemli.
Kendilerini izlemeye gelebilecek eş dost varsa trafik durumunu da göz
önünde bulundurarak yakınlarını uygun yerlere davet etsinler,
Avrasya’da halkın desteği az, tanıdık bir ses duyup yüz görmek iyi
gelecektir.
Mert: Yokuş çok fazla olmasa da yarış planını
etkileyecek miktarda ve yerleşimde. Başlarda yavaşlatan sonra birden
hızlandıran eğimli yerlere dikkat etmek plandan çok şaşmamaya çalışmak
gerek. Ayrıca yarışın sonunda bacakların bacak olmaktan çıktığı
noktalarda bazı çıkışlar mevcut. Bunlara zihnen hazırlıklı olmak ve
morali bozmamak gerek. Son 10km destek beklemeyin, uzun mesafe
koşucusunun yalnızlığını yaşayacaksınız. Özetle, Avrasya için diğer
maratonlardan biraz daha fazla zihinsel çalışma şart.
Noyan: Start alanına nasıl geleceğinizi iyi
planlayın. Diğer taraftan şehir dışında kalıyorsanız kalacağınızı yeri
de iyi planlamanızda fayda var. Bir araya gelen bu iki denklemi
İstanbul’u iyi tanıyan birinden yardım alarak çözmeye çalışın. Hava
durumunu kontrol edin. Startın soğuk olacağı kesin, yağmur ise yüksek
bir ihtimal. İyi antrenman yapın.
(kaynak:
koşu gazetesi )