Showing posts with label Amsterdam. Show all posts
Showing posts with label Amsterdam. Show all posts

Thursday, March 14, 2013

Son 6ay, Runtalya2013 ve diyaloglar

Uyarı! Bu blog yazısı uzun ve karışık olacak!



En son blogda yollara,  koşu bantlarına meydan okuyordum bir kaç hafta sonra olacaklardan habersiz, sonuçlarından bilgisiz... 
Ey istanbul sen mi beni yeniceksin, yoksa ben mi seni diye moby dick'e kafa tutar gibi yaşlı balıkçıdan bozma artistlik yaparsanız evren sizi biraz ciddiye alır, o lafları yutturur..ben ettim, siz etmeyin... 

O son 6 ayda sakatlıklardan sakatlık, tedavilerden tedavi beğenemezken aklımda bir yerden sonra tek bir hedef kaldı.. 

Tekrardan acı çekmeden koşabilmek...

Bazı şeylerin kıymetini kaybedince daha iyi anlıyorsunuz ya, işte bunu ben en sevdiğim şeyleri kaybederek öğrendim.. Koşmayı, bisiklete binmeyi, wakeboardu, kitesurfü ve en kötüsü... Yelkeni.. 

6 ayın üzerinde geçen bu süre bana çok şeyi öğretti ve bir dizi karar almama sebep oldu. En önemlisi artık olimpiyatlara hazırlanmayacağımdı.. 2kilometre bile koşamayan birinin olimpiyatlardan önce çok daha farklı öncelikleri olmalıydı herşeyden önce..

Ekim sonu koşmaya can attığım amsterdam yarı maratonunu koşamamıştım.. hatta dönüşünde yürüyemiyordum bile.. Ocak ayına doğru daha iyi olsam da hala sayısız ilaç, bengay krem ve benzeri tedaviye yönelik herşeyden bıkmış olmak önemli bir kararı beraberinde getirdi.. Artık olimpiyatlar için yelken yoktu.. 

Hikayemizi daha da dramatikleşitrmeden son 2 ay içerisinde olan güzel olaylara geçiyim.. Artık ağır siklet olmam gerekmediği için fazladan olan 20kilonun 5ini vermiştim vermeye de devam ediyorum .. ağrılarım ciddi derecede azalmıştı ve esneklik için yapmadığım şey, okumadığım konu kalmamıştı.. Halen çok dikkatli olmam gerekse de sabah akşam stetching , yogadan bozma stabilite ve range of motion(ROM/esneklik) hareketleri işe yaramaya başlıyordu.. 

Ardından iç sesimle  fırtınalarla dolu bir kaç hafta

Şubat başı İlk olarak 3km koştum.. İlk gün ağrı olmasa da, 2 gün sonra uyandığımda canım acıyordu.. Ardından 2-3 günde bir... 
Buz , stretching voltaren.. 
"İyileştim!! "
"2km, koşamadım bile, canım acıyor.. "
"5km , rüzgar gibiyim!!!"
" Dizimde buz, tv başında"
"1.5 km.. Bittim ben "
"4x400 metre depar, rüzgarın oğlu geri döndü..."
"Sabah kalk , diz ve bileğe buz ardından voltaren patch.. 
Bana bunun battananiyesi lazım.."

Amsterdamdan sonra kendime yetişmek için söz verdiğim runtalya yarı maratonuna 2 hafta var ve ben 5km bile koşamıyorum bazen.. 
"Antalya'ya gidicem, başka yolu yok! "
"Koşmassam ne olur ki? "
"Ya 10 koşsam?"
"Geçen sene de antremansız 21 koştun, yaparsın , seni kesseler acımaz.."
"Araba kullanırken dizim ağrıyo "
"4km koştum!!! "
"Uçakta dizim ağrıdı "
"6x200? "

"Merhaba Elif hanım, ben yarı maratona olan kaydımı 10K'ya degiştirmek isityorum"
 "kaydınız değişti efe bey"
 "teşekkürler elif hanım" 

"Bekle beni runtalya yenicem senii!!!!"
"Bengay nerde? "

Otelimiz Hillside Su lobisinde kafam havalarda
Sanki ilk defa bir spor müsabakasına katılırmışçasına kalbim güm güm..
"Kaçta kalkıcaz?" 
"ben 6:45te ayaktayım sizi bilmem"
"Kahvaltıda muz ye efe"
"Bol su iç efe"
"Dizim mi?? İyiyim iyiyim, hah hah hah, sen nasılsın? İyi yarışlar!! :))"
"Dizim ağrıyo:("
"Compression socks lazımmı?"
 "Peki kalın lycra?? "
"Boyunluk taksammı?? Sıcak tutar.. Hava kaç derece?? "
"Isınmayı napıyoduk? Kaç dk? Ne kadar?"
"Isınmayı mı bilmiyosun hala eşşek sıpası"

" Offf efsane koşucam !!! "
"İnşallah bitiririm..."

Herkes fotoğraf çekilir muhteşem anılar yaparken ben ısınıyordum.. 

"Isın efe ısın, başka şansın yok, ısın "

Isınmadan sonra ben de 1 fotoğraf çekilebildim (Ben , Mert, Yiğit)
Önden yarı maraton ve tam maratoncular.. Başarılar cesur insanlar, seneye tekrar yanınızda olucam inşallah..

"Biter mi ? Muzik ne koyucaM?? "
"Zaten ipodu evde unuttun dikkatsiz adam"
"Abi sen bakma bana bas git.."
3-2-1, başlaa!!! 

Kulaklıklar takıldı, müziğin sesi açıldı ama duyduğum tek şey nefesim... Tüm dertler, iç ses bir kenara çekildi ve mantığıma yol verdi sanki..
 Öne doğru eğil ve taraklarına bas efe.. Yerle temasın az olsun..  Nefesini dinle, garmin pace'in 6:15in altına inmesin, daha çok erken.. Nabız 140, herşey kontrol altında..
Okuduğum tarih ve günümüz koşucularını bir araya getiren born to run'lardan, ultramaratonun en büyük üstadlarından dean karnazes'lere, youtube da son zamanlarda en çok seyrettiğim koşu videoları sanki kafamın içinde birer birer tekrardan oynuyordu.. Nefes, teknik, ritim, hepsi sanki aylardır bu yarış için hazırlanmışçasına bir anda mükemmel bir ritme girdi.. Kulağımda müzik ama aklım tamamen sessiz... 
Nefes al, nefes ver..

Kalabalığın arkasına takılmamak ve bu yakaladığım sanki çalışılmış ritmi bozmamak için kendimi sağdaki rixos kaldırımına attım.. Biliyorum, asfalt arnavut kaldırım taşında koşmaktan iyidir, ama tempomu bozamam.. O an dünyada sahip olduğum tek şey tempom.. 

1. Kilometre... 6:29... 
Bravo efe, bunun gibi 9 tane daha ve bu yarış numarası da duvarındaki yerini alır... 
9tane mi?? Ben ölüyorum...

Derken, bunun gibi acil durumlarda hep imdadıma yetişmiş (şaka değil, hayatımı kurtarmışlığı var) yegane dostum Mert yanımda belirir, ritmimiz aynı, meğersem tam arkamdaymış.. Yüzünde gülümseme.. Giderim ben dostumla gittiğim yere kadar :) biraz hızlandık bile, bir anda bu sefer sağımda başka bir tanıdık gülümseme... Ortaokul, lise, istanbul, new york derken dünyanın her yerinde yanımda olan canım arkadaşım  Selin, hoş geldin :)
Burda iphone'da çalmasa da benim aklımda başka bir parça, mor ve ötesi- daha mutlu olamam.. 

6.05... 2.km ..
Sanki anlaşmışçasına, beraber hazırlanmış gibi aynı tempo, uygun adım marş.. "Mert, Selin istiyosanız siz gidin , beni beklemeyin"
 "böyle iyi Efe" 
Keyfim yerinde 

     "Su isteyen?" 

3. 4. Km.. Diz sağlam... Bilekler , check.. 
Quad, tamam.. Aşil?? Gayet iyi ... Hadi hayırlısı.. 

4.5km "sen git mert??" "Yok abi 5 ten sonra gazlarız " 
5K - 31:05
"Hadi abi 1 saatin altında bitiriyoruz" 
"Arkandayım mert!!"
5.5.km arkandayım mert.. 6km... 15 metre arkandayım mert.. 7Km.. Mert ufukta, Selin ise benim arkamda.. Ne kadar arkamda olduğuna bakmak istiyorum ama korkuyorum.. Onu arkamda görememekten korkuyorum.. Daha da kötüsü görürsem duracağımdan korkuyorum.. Nabız bir süredir 165-170... Antremansız bacaklarım yanıyor.. Durmak istiyorum.. 

"Dizim mi ağrıyo acaba? "
"Hayır efe!! Hiçbir yerin ağrımıyo, devam et !!"
 "Ayağım? "
"Devam et efe! "
"Bileğim iyi mi?? "
"Sus ve koşmaya devam et.. "

8. Km 
"topuğum ağrıyo galiba.. "
"Amma mızmızlandın koca karı gibi"

İç sesimin beni çocuk azarlarmışçasına posta koymasından sanki bıkmamışım gibi kafamda sürekli senaryolar var.. 

Ritim bozulmaya başladı, formum artık topuklara kaydı..

"Topuklarını vurma efe.. "
"Başka şansın yok, bitirmek istiyosan, topuklardasın artık.. " mantık tekrardan devrede.. Neye hazır neye hazır olmadığını çok iyi biliyor...

"Öne eğil efe..."
"Düşmek istiyosan eğil.. Halim kalmadı"

"Sırtım niye ağrıyo?  Bu kadar mı kasmışım kendimi?? "

Altı üstü ortalama bi 1saat 10km koşucam,  sanki içimde freud, ego, super ego,  id oturmuşlar okey oynuyolar

9. Km54:00 
"olacak galiba.. "
"Koş efe koş.. "
"Küçük adımlar, seri adımlar... "
"Tarak ağırlık merkezine, koş efe koş..."

 Ağrılardan eser yok 

Son 400 metre, yürüyen biri.. benle geçen sene yarı maratonun son  1kmsini koştuğu için minnettar olduğum alman abla aklımda, aynısını yapmak sadece benim teşekkür şeklim.. 
"Hadi koş!!!!"
Hiç tanımadığım birinden aldığım samimi bir gülümseme ile yok olan bütün acı.. 
Son 200 metre ve finiş ... 

Pain is temporary
Bitti!!!
Ben de bittim... 

Son depar sağolsun, gene midemden bir inkar, bir isyan.. Nerede beniM geçen sene samimi olduğum ağaç dibi? 
Yanlış alarm.. 
Belki de daha koşardım demek bu... 

Ne demek olduğu çok ta umrumda değil... Mert orada, Teşekkürler dostum.. süprize bak!  Barış geldi bile, ardından Selin ve Alev.. Tuğçe'de hemen arkalarında...
Tam kadro (ne yazık ki hiç başlamayan Yiğit dışında.. Seneye kuzen) finiş çizgisinde, runtalya 2013'ü bitirmenin gururuyla... 

Su, powerade derken otel yolunda ayaklar şiş, diz sızlıyor, sol topuk 'bi de benle uğraşıcaksın önümüzdeki 1-2 hafta' diyor ama çok ta umrumda değil.. Son zamanların en mutlu anlarından bir demet.. Solumda Selin, yanında Mert boynumuzda madalyalar.. Amatörlüğün huzuru, koşabilmenin sevinci...
Daha mutlu olamam

Önemli olan bitirmekten öte, tekrardan asfaltta olmak.. Daha önce de söylemiştim ve hep söylemeye devam edeceğim sanırım..
Koşamamanın verdiği acı, koşmanın yarattığı ağrılardan daha yoğun..

 dönüş yolu: dipnot: Bir daha RUNtalya arabayla ASLA!!
Bildiğim tek şey son 3-4 aydır yaptıklarım işe yarıyor ve yavaş yavaş özüme dönüyorum.. Daha çok uzun bir yol var ama geri dönmeye deyecek bir zorluk.. 
Şimdi bir sonraki yarış ne zaman bilmiyorum, yarışmak için de koşmuyorum.. 

Artık tek bildiğim yarım saat bulduğum her an,  nerede olursam olayım,  spor ayakkabılarımı aldığım gibi kendimi sokağa atmak.. 
Isın , vücudunu dinle , stretch..

Bengay nerde? 




Tuesday, October 30, 2012

Dank U Wel

Ufak bir Amsterdam yazısı da benden gelsin.

Avrasya öncesi son yarı maraton buydu. Daha önce Izlanda ve Eymir'i koştuğumdan dolayı artık nispeten daha az korkan, daha bilinçli ve hedefe daha odaklı bir durumdaydım. Tabi bunu söyleyen benim (ve beraber gittiğimiz Efe ve Tuğçe'nin) Amsterdam uçağını kaçırdığımızı not olarak ekleyeyim. Neyse, kişisel olarak hedeflerim şunlardı: Gaza gelmemek, yarışı başından sonuna kadar devam ettirilebileceğim bir tempoda koşmak, sonunda bir powergel denemek ve bunları yapabiliyorsam Izlanda'daki 2.15'imi de geçmek.

Hikayenin sonuna geleyim kısaca: Hepsini yaptım.

En başta, Tuğçe'nin de yazısında bahsettiği gibi, Amsterdam organizatörlerinin şahane bir uygulaması olarak herkese hedef bitirme süresi soruluyor. Ona göre renkler veriliyor ve başlama saatiniz ona göre ayrıştırılıyor. Ben de kendi seviyemdeki insanlarla başlayınca ne çok hızlı ne de çok yavaş, düzgün bir tempoda koşabildim. 5.30-6.30 pace'lerde koştum devamlı, ki tam olarak hedefim de buydu. 18. km'de baya acıkmıştım, neyse ki imdadıma oradaki water station ve -sürpriz olarak- dağıttıkları power gel yetişti. Hem karnımı doyurdu sağolsun, hem de ciddi bir enerji verdi. Baya hoşuma gitti bu fenomen, Avrasya'da yakın arkadaş olucam kendileriyle. Sonunda da 2.14 ile en iyi zamanımı yaptım. Koşu böyleydi.

Ama bir kaç not da etraftan ekleyeyim. Bir kere halkın ve yabancıların ilgisi çok güzeldi. Çocuklar high-five yapmak için yol kenarında bekliyorlar. 5-6 kişilik bir askeri birlik ve başlarında komutanları, postallarını çekip antreman yapmak için yarı maratona gelmişlerdi. Biraz koşup biraz yürüyorlardı, sonra tekrar koşuyorlardı. Enteresan kafalardaydılar yani. Heineken Brewery'nin güzel binasının önünden geçmek, bir sürü DJ performansıyla koşmak oldukça hoştu. Ayrıca stadda bitmesi de anormal gaza getiriciydi. Bir de Efe bizimle koşabilse çok güzel olabilecekti ama işte bir dahaki sene tekrar gidebilmek için şahane bir sebep!

Koşulara devam!






En başından beri hep diyoruz koşmanın azı, çoğu, hızlısı, yavaşı yok. Şimdi çevreme baktığımda beni çok mutlu eden gelişmelerle doldu hayatım koşuyla ilgili. Her şeyden önce bu blog sayesinde güzel insanlarla tanıştık. Ve bir şekilde hala koşmaya özendiriyor blog birilerini. Aynı hareketi çevremde de görüyorum her geçen gün başka bir arkadaşım koşmaya başlıyor ki Runistanbul’da baya ciddi gördük bunu. Koşmayan kalmadı nerdeyse o gün. Organizasyonla ilgili buraya kimse bir şey yazmadı ama ortak fikrimiz, koşunun geç başlamasının skandal olduğuydu, onun dışında hava baya sıcaktı ve cidden Nike önem vermesi gereken şeyler yerine başka şeylere odaklanmıştı sanki. İşin show kısmı güzel ama önemli olan o değil umarım seneye aksaklıklar düzelir. Runistanbul sonrası bizim uzun süredir planladığımız (Efe ve Sinan’la) Amsterdam Maratonu vardı geçen hafta. Efe sakatlığı yüzünden koşamadı ama Sinan ve ben bir yarı maraton daha koşmuş olduk. Her şey o kadar tıkır tıkır ilerliyordu ki gerçekten niyeti olanların seneye Amsterdam’a gitmesini isterim. (Ben hem madalyamı kaybettiğim için hem de Efeyle koşmak için tekrar gidicem sanırım:))

Bütün kategorilerde toplam 40.000 civarı kişi koştu, hava koşuya gayet müsaitti ve parkur bence çok güzeldi. En çok hoşuma giden, Finish’in olimpiyat stadında yarı turdan sonra olmasıydı sanırım. Onun dışında özellikle insanların belirtikleri finish zamanına göre start alması, çevrenizde sizin temponuzla koşanlarla beraber yol almanızı sağlıyordu ki moral açısından çok iyi geldi bana. İlk yarı maraton faciamdan sonra gözüm korkmadı değil ama bu sefer gayet düzgün gitti her şey. Sadece sabah bagel yemek gibi bir hata yaptık, 7.km’de mide bulantısı ve hafif bir kusma olayı yaşadım ben ama o bile çok etkilemedi. Bu yarı maratondan sonra öğrendiğim tek şey vücudumun artık bir şekilde koşuya alışmış olduğuydu. Kendimi çok zorlamadım, 2:27 gibi bir zamanda bitirdim ama en önemlisi koşu bittikten sonra ya da ertesi gün hiçbir yerimde ağrı ya da sızı olmadı. Yani 21 km koştuk ve hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam ettik. Şimdi önümüzde Avrasya var, Efe koşamıyor yine, Sinan kesin koşacak, benim kafamda hala soru işaretleri var. Bir şekilde bitirmeye çalışıcam ama ilk maraton için Avrasya baya iddialı bir tercih gibi geliyor bana, bakalım neler olacak.. 


Herkese iyi koşular! Blogu ihmal etmeyin :)




Tuuce.

Friday, October 12, 2012

Son Bir Ay

Dün, günü gününe Avrasya Maratonu'na bir ay kaldığı dank etti kafama. 42 km koşmakla aramızda sadece 30 gün var yani. Biraz korkutucu, biraz heyecan verici, tamamıyla müthiş bir challenge. Itiraf edeyim, yapabileceğimden emin değilim. Bitirirsem ne halde olacağımdan hiç emin değilim. Ama işin keyfi denemekte. Iki sene önce bugün hayatımda hiç koşmadığımı, 2011 baharında 3 km koşup kendimi Rambo gibi hissettiğimi düşündükçe, finish time nolursa olsun Avrasya full için starta gideceğimi bilmek güzel bir his. O yüzden de hiç baskı hissetmiyorum üstümde. Bitmezse bitmez, seneye bitiririm.

O güne kadar ise form tutmak ve yarış alışkanlığı yapmak için bol fırsat var önümde. Bu pazar Mud Race Istanbul var. Anladığım kadarınca tamamı çamur, bazı yerlerde çamur havuzlu, bazı yerlerde tırmanmalı, tam bir koşu yarışı olmasa da güzel bir antreman olacak Mud Race. Kilyos'ta.

Haftaya pazar TUFODER olarak Amsterdam'a çıkarma yapıyoruz. Tuğçe, Efe ve bendeniz inşallah Amsterdam Yarı Maratonu'nda bulunacağız. Böylece Avrasya öncesi yarı maratonları üçlemiş olucam şahsen, hedefim de buydu.

Bir hafta sonra, 28 Ekim'de de Zeytinburnu Belediyesi'nin koşu yarışı var. 10 km olarak tanıtılan parkur, überamatör organizatörlerin çabasıyla 9 km'de bitiyor. Kendi içinde özel, bir kar tanesi gibi benzersiz. Yol kenarında dolmuşçular, yolları kapadınız diye size küfreder; insanlar dönüp "manyak lan bunlar" der, vatanperver koşucular bir bayrağı 10 kişi tutarak yarışı başlayıp bitirirler (gerçekten, geçen sene gözlerimle gördüm). Şaşırmak istiyorsanız bu sizin yarışınız.

Ve sonunda Avrasya gelir... Şimdiden bir tatlı heyecan sardı beni.