Showing posts with label Yarı Maraton. Show all posts
Showing posts with label Yarı Maraton. Show all posts

Tuesday, October 30, 2012

Dank U Wel

Ufak bir Amsterdam yazısı da benden gelsin.

Avrasya öncesi son yarı maraton buydu. Daha önce Izlanda ve Eymir'i koştuğumdan dolayı artık nispeten daha az korkan, daha bilinçli ve hedefe daha odaklı bir durumdaydım. Tabi bunu söyleyen benim (ve beraber gittiğimiz Efe ve Tuğçe'nin) Amsterdam uçağını kaçırdığımızı not olarak ekleyeyim. Neyse, kişisel olarak hedeflerim şunlardı: Gaza gelmemek, yarışı başından sonuna kadar devam ettirilebileceğim bir tempoda koşmak, sonunda bir powergel denemek ve bunları yapabiliyorsam Izlanda'daki 2.15'imi de geçmek.

Hikayenin sonuna geleyim kısaca: Hepsini yaptım.

En başta, Tuğçe'nin de yazısında bahsettiği gibi, Amsterdam organizatörlerinin şahane bir uygulaması olarak herkese hedef bitirme süresi soruluyor. Ona göre renkler veriliyor ve başlama saatiniz ona göre ayrıştırılıyor. Ben de kendi seviyemdeki insanlarla başlayınca ne çok hızlı ne de çok yavaş, düzgün bir tempoda koşabildim. 5.30-6.30 pace'lerde koştum devamlı, ki tam olarak hedefim de buydu. 18. km'de baya acıkmıştım, neyse ki imdadıma oradaki water station ve -sürpriz olarak- dağıttıkları power gel yetişti. Hem karnımı doyurdu sağolsun, hem de ciddi bir enerji verdi. Baya hoşuma gitti bu fenomen, Avrasya'da yakın arkadaş olucam kendileriyle. Sonunda da 2.14 ile en iyi zamanımı yaptım. Koşu böyleydi.

Ama bir kaç not da etraftan ekleyeyim. Bir kere halkın ve yabancıların ilgisi çok güzeldi. Çocuklar high-five yapmak için yol kenarında bekliyorlar. 5-6 kişilik bir askeri birlik ve başlarında komutanları, postallarını çekip antreman yapmak için yarı maratona gelmişlerdi. Biraz koşup biraz yürüyorlardı, sonra tekrar koşuyorlardı. Enteresan kafalardaydılar yani. Heineken Brewery'nin güzel binasının önünden geçmek, bir sürü DJ performansıyla koşmak oldukça hoştu. Ayrıca stadda bitmesi de anormal gaza getiriciydi. Bir de Efe bizimle koşabilse çok güzel olabilecekti ama işte bir dahaki sene tekrar gidebilmek için şahane bir sebep!

Koşulara devam!






En başından beri hep diyoruz koşmanın azı, çoğu, hızlısı, yavaşı yok. Şimdi çevreme baktığımda beni çok mutlu eden gelişmelerle doldu hayatım koşuyla ilgili. Her şeyden önce bu blog sayesinde güzel insanlarla tanıştık. Ve bir şekilde hala koşmaya özendiriyor blog birilerini. Aynı hareketi çevremde de görüyorum her geçen gün başka bir arkadaşım koşmaya başlıyor ki Runistanbul’da baya ciddi gördük bunu. Koşmayan kalmadı nerdeyse o gün. Organizasyonla ilgili buraya kimse bir şey yazmadı ama ortak fikrimiz, koşunun geç başlamasının skandal olduğuydu, onun dışında hava baya sıcaktı ve cidden Nike önem vermesi gereken şeyler yerine başka şeylere odaklanmıştı sanki. İşin show kısmı güzel ama önemli olan o değil umarım seneye aksaklıklar düzelir. Runistanbul sonrası bizim uzun süredir planladığımız (Efe ve Sinan’la) Amsterdam Maratonu vardı geçen hafta. Efe sakatlığı yüzünden koşamadı ama Sinan ve ben bir yarı maraton daha koşmuş olduk. Her şey o kadar tıkır tıkır ilerliyordu ki gerçekten niyeti olanların seneye Amsterdam’a gitmesini isterim. (Ben hem madalyamı kaybettiğim için hem de Efeyle koşmak için tekrar gidicem sanırım:))

Bütün kategorilerde toplam 40.000 civarı kişi koştu, hava koşuya gayet müsaitti ve parkur bence çok güzeldi. En çok hoşuma giden, Finish’in olimpiyat stadında yarı turdan sonra olmasıydı sanırım. Onun dışında özellikle insanların belirtikleri finish zamanına göre start alması, çevrenizde sizin temponuzla koşanlarla beraber yol almanızı sağlıyordu ki moral açısından çok iyi geldi bana. İlk yarı maraton faciamdan sonra gözüm korkmadı değil ama bu sefer gayet düzgün gitti her şey. Sadece sabah bagel yemek gibi bir hata yaptık, 7.km’de mide bulantısı ve hafif bir kusma olayı yaşadım ben ama o bile çok etkilemedi. Bu yarı maratondan sonra öğrendiğim tek şey vücudumun artık bir şekilde koşuya alışmış olduğuydu. Kendimi çok zorlamadım, 2:27 gibi bir zamanda bitirdim ama en önemlisi koşu bittikten sonra ya da ertesi gün hiçbir yerimde ağrı ya da sızı olmadı. Yani 21 km koştuk ve hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam ettik. Şimdi önümüzde Avrasya var, Efe koşamıyor yine, Sinan kesin koşacak, benim kafamda hala soru işaretleri var. Bir şekilde bitirmeye çalışıcam ama ilk maraton için Avrasya baya iddialı bir tercih gibi geliyor bana, bakalım neler olacak.. 


Herkese iyi koşular! Blogu ihmal etmeyin :)




Tuuce.

Monday, September 17, 2012

Eymir Gölü Canavarı




Dünkü Eymir koşusu, benim için yarı maraton ile barışma amaçlıydı. Izlanda'da kalçamı bıraktıktan sonra koşup koşamayacağımı bilmiyordum, hiç adam gibi antreman da yapmamıştım. Ama yine de bir şekilde başlayıp bitirdim. Überyavaş bir şekilde, 2:30'da. Ama önemli olan zaman değil benim için, en azından bu seviyede.

Organizasyonla ilgili bir kaç noktayı eleştirmek istiyorum huzurlarınızda.
1- Bir koşuda ne olur her kilometreyi işaretlemeyin. Sayılı kilometreler çok zor geçiyor. 2-3 km'de bir koymak ideal bence.
2- Organizasyonda çalışan insanları ya bu işi bilen insanlardan seçin ya da öğretin. Çok basit şeyler aslında. O koşuda hangi kategorilerin olduğunu söyleyin mesela. Örnek; 6. km'deki istasyondan muz almak istedim ama o muzların maraton koşucularına olduğunu söylediler. Dün maraton kategorisi yoktu yarışta. Yarı maraton koşuyorum dedim, ikna edemedim, ancak ikinci turda verdiler. Bir de bana soruyorlar kaç tur koşuluyor bu yarış diye. Bunlar çok temel bilgiler, bunları görevlilerin bilmesi lazım.
3- Tamam belki Eymir gölünün tamamını trafiğe kapamak zor ama bari start-finişin orada ikinci tura başlayacak yarı maratoncular için bir şerit oluşturun. 10km koşup arabasıyla mekandan ayrılacakların arasından yer bulamadım ikinci tura başlamak için.
4- Eğer organizasyonun sitesinde belirli otellerde kalabilirsiniz diye tavsiye veriyorsanız biraz otelleri araştırın. Öncelikle otelin önünde Türkiye'nin en büyük metro inşaatı olmasın mesela. Sonra aynı anda Engelliler Toplantısı olmasın o otelde. Biraz utandım maraton dönüşünde her yerin tekerlekli sandalye kaplı olmasından.
Bu arada yanlış anlaşılmasın, New Balance ve yaristakvimi.com son derece güzel yarışlar organize ediyorlar. Hepsi de keyifli geçiyor ama bazı yanlış gördüğümüz yerleri de söylememiz lazım.

Izlanda'dan sonra bu yarış benim için çok daha rahat geçti iki sebepten dolayı. Birincisi psikolojik olarak 21 km eşiğini aşmıştım, normal şartlarda bitirebileceğimi ve çok koymayacağını biliyordum. Ikincisi de kalçamın sakatlığını kötüleştirmemek amaçlı son derece yavaş koştum. O yüzden çok rahat bir şekilde yarış sonrasında Istanbul'a araba bile sürdüm :)
Bununla beraber dünkü koşuyu, geçenlerde kaybettiğimiz Kemal Merkit'i anmak için koştum. Sadece bir kere ayaküstü tanışma fırsatı bulduğum biriydi, yani kişisel bir bağım yoktu. Ama Paris-Dakar'a defalarca katılması, orada aldığı başarılar, aynı zamanda koşucu olması, pes etmeden son derece büyük ve dayanıklılık gerektiren işler çıkarıyor olması kendisini benim için son derece ilham verici biri yapmıştı zaten. Kalça sakatlığım olmasına rağmen yarış sırasında bazen onu ve diğer ilham veren insanları düşünüp bir şekilde sakatlığımı unuttum; bu sayede bitirebildim yarışı. Kendisine bir rahmet bir teşekkür...

Sıra bu akşam da çıkıp ufak bir rahatlama koşusu yapmakta...

How to Survive a Half Marathon (literally!) - Tugce Eymir'de!



Şimdi birazdan okuyacağınız hikaye Murphy ve benim ortak çalışmamızdır, takdir ve beğenilerinizi sonuna kadar saklayın. Her şeyi yazmaya karar verdim, ki bana ve benden sonra ilk yarı maraton koşacaklara tecrübe olsun. Daha önce de söylemiştim düzenli outdoor koşusuna bu sene başında başladım, ilk Antalya ve Bozcaada’da 10K koştuktan sonra, Amsterdam öncesi Eymir’de yarı maraton denemeye karar verdim. Her şey şahaneydi, taa ki 1,5 ay önce ayağımı üstüne tabak düşürerek (!) yarana ve 5 dikiş atılana kadar (Murphy).  Üç hafta kadar koşamadım doğal olarak program sarktı. Ama onu telafi etmek için kalan haftalarda baya düzenli koştum ve hazır hissediyordum kendimi Eymir’e.( Bu arada Max long run’ım hala 14K.) Derken Pazartesi sabahı bir kalktım, ağır grip emareleri gösteriyorum, full burun akıntısı, hapşırık, boğaz ağrısı, kolumu kıpırdatamıyorum. İlaç filan derken toparlandım ve koşmayı da bırakmadım bir yandan. Çoğunu geçirdim ama burnum tıkalı olarak, tylol hot içe içe ve ayak parmaklarımdan biri sarılı (bu da başka bir Murphy’lik hikaye ama artık anlatamayacağım :) )Ankara’ya doğru yola koyuldum Cumartesi. Bu arada Ankara’yı hiç bilmiyorum, orda Ankara’lı arkadaşlarımla buluştum ve Eymir’i elimle bulacakmışım gibi bir his aşıladılar bana. (Tugce) Cumartesi akşam yemek filan yiyip normal saatte yatağa yattım ama asla uyuyamıyorum. Neden olduğu sabah kalkınca anlaşıldı, bütün bayanların pek sevdiği o gün tam ilk yarı maratonu koşucağım güne denk gelmiş (Murphy).

Hadi dedim, burun tıkanıklığı-karın ağrısı, bakalım nolacak en kötü 10 koşar bırakırım. Kahvaltımı ettim, google mapsi ve arkadaşımın bana hazırladığı krokiyi aldım yola çıktım. Gayet rahat ana yolu buldum, bağıra çağıra şarkı söyleye söyleye giderken, resmen yanlış bir tabela gösterimi yüzünden girişi kaçırdım Gölbaşı’na. Hadi diyorum biraz gider dönerim, git git bitmiyor, google mapse tekrar başvurdum ve Haymana’dan çıkış yaptım. Yarışa bu sırada 20-25 dk  filan vardı sanırım. Tekrar ara yollardan sora sora ana yola çıktım. Eymir’e doğru yolu buldum ve arabayı park ettim. ( bu sırada yarışa 10 dk var ama şu ana kadar gittiğim hiçbir maraton zamanında başlamadı-ki Bozcaada yarım saat gibi bir gecikmeyle başladı rahatım o yüzden) malzemeleri elime aldım, orda hazırlanırım ısınırım diye düşünüyorum. Kapıya doğru yaklaştıkça bir gariplik hissettim, hiç kalabalık yoktu, girişte adama sordum ki yanlış kapıdaymışım, 5 km ilerdeki kapıdaymış maraton, burda ters depar atarak arabaya ışınlandım ve kendime söylenmeye başladım (Tugce). Neyse diğer tarafa da gittik gayet kalabalık arabayı park ettim eşyaları elime aldım, bagaj kapağını kapamamla Start Gun’ı duymam bir oldu.  Elimde araba anahtarı, numaram, çipim, arm bandim, telefonum, ipod shuffle’ım, Garmin heart rate monitorum ve kulaklığım var ve hiçbirini takmamışım, sıfır warm up halindeyim ama nedense bir telaş hadi başlayayım dedim??!! (Tugceeeeee) Bir de nispeten önlerden başladım, herkes bir gaz hızlı koşuyor ve yanımdakiler eminim kim bu deli diye bana bakıyor.  1 km kadar o şekilde gittim baya tempolu halde ve çok şükür dedim ki Tugce sağa çek malzemeleri tak öyle devam et napıyorsun, bu noktada ormana hafif giriş yaptım. Çipi taktım, her şeyi hazırladım 2-3 dk filan oyalandım orda tam çıkıcam bir baktım kulaklık yok. O hengamede kulaklığı düşürmüşüm,(Murphy!!) başladım kulaklığa bakınmaya ama yandan vızır vızır insan geçiyor. Dedim Tugce, canım benim fuck it, yola devam et müziksiz (ki her zaman aslaaa müziksiz koşamam derdim, koşuluyormuş hem de 21 km!) tam sola çıktım bir baktım sinanko tugce diye sesleniyor. Onla bir 2 km kadar koştuk yavaş yavaş. Bu arada Allahtan aklıma geldi ve Garmin’i çalıştırdım. (Nike +’ı çalıştırmak 5.km’ye nasip oldu çünkü). Sinanla karşılaştığımızda benim moral yerlerde, dedim ki ben 10 koşup bırakıyorum sen bana bakma devam et, o da bana bunu bitirirsen Amsterdam'ı çok rahat koşarız filan gaz vermeye çalışıyor :) 3. Km’de onu da etkilememek için sen önden git dedim ve ayrıldık. Ki 3-5 arası orda bırakmayı bile düşündüm maratonu. Sonraki 5 kolay geçti tipik olarak nispeten, 10 K’yı bitirdim kör-topal. 10 bitti ben bırakıcam diyorum ama madalyamı filan almadım, hafif yürümeye başladım, sonra dedim ki gidip şu kulaklığa bakayım ben en iyisi. (21K için Eymir gölünü iki tur atıyorsunuz yani 1.km aslında 11.55.km) Tekrar hafif hafif gitmeye başladım, o ara verdiğim yere girdim kulaklığa bakıyorum yaprakları kaldırıyorum filan. Burdaki düşüncem de şu:  bir yandan aslında koşarım kendimi iyi hissediyorum diyorum ama, zaten 10K koşanın çok ağırlıkta olduğu bir yarıştı o yüzden 21 koşan kalmamıştır sonuncu da olmayayım bırakayım diyorum. Derken yarışta beraber tempo yaptığımız bir bayan geldi yanımdan ve hadi hadi dedi bana. Baktım onun arkasından gelenlerde var. Ben tekrar koşmaya başladım ama bir yandan ya ben bıraktım filan diye kadına açıklama yapıyorum. Neyse hadi dedim koşabildiğin kadar Tuğçe ve devam ettim. 16’ya kadar gayet rahattı ama Eymir’i bilen vardır belki, tam ucunu dönerken otoyol kenarından geçtiğiniz noktada sıfır gölge var ve hava gerçekten çok sıcaktı. 16-17 arası en zorlandığım yer oldu 21 süresince. Bu arada o bayanı geride bıraktım ama umarım bitirebilmiştir, benim ilk yarı maratonumda büyük etkisi var. 17-21 arası pek fena geçmedi, vücüdum alarm veriyor, karın ağrısı, ayağım ( ki kanamış biraz), hafif kalça ağrısı ama onları duymamaya başladım. Burda hep şu meşhur sözü edilen uzun koşuyu mental olarak bitirirsinizi cidden, 0 müzik ve bütün dökülmelerimle test etmiş oldum.

Sonuç olarak, en son finish çizgisinde 2:40:01 rakamını gördüm, yolda yaklaşık 5 dk malzeme ve arama yaptığımı düşünürseniz, 2: 35 gibi bir rakamla ilk yarı maratonu bitirdim. (01:06'da durduğum ve arama yaptığım anları görebilirsiniz:)) Hedefim açıkçası 2:30’du ve bu kadar aksiliğe rağmen iyi olduğunu düşünüyorum. Aşağıdaki Garmin’i biraz geç başlattığım için ilk 1 km yok. Sonunda sakatlık olmaması için bol streching yaptım, voltaren kreme yüklendim ama kalçamda hafif ağrı var, menisküs olan dizimde hiçbir şey yok (çok şükür) ve cidden aşırı mutlu oldum günün sonunda. Benim için çok büyük tecrübe oldu, 21 koşmak zor ama imkansız değil onu gördüm. Demek ki hepimiz yarı maratonu bir şekilde koşabiliriz, inanın bitirme hissi çok güzel ama benim yaptığım hiçbir şeyi yapmayın. Ayrıca Ankara'da olanlar için Eymir çok güzel bir parkur, seneye de maratona yine gitmeyi düşünüyorum ben, gayet keyifli.






Buraya kadardı diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, sonuçlar açıklandı ve ben 21K’da bitirenler arasındayım ama başlangıçta elimdeki chip okunamadığı için, no start time yiyerek zamanımı ölçememişler (Tugceeeeeeeex2). Herkese iyi koşular, sevgiler!

Tugce.

Saturday, August 18, 2012

Izlanda Yarı Maratonu


Dünyada bu tarihte koşu yarışı yapılacak muhtemelen tek yerde, Izlanda'da olmaktan ve hayatımın ilk yarı maratonunu koşmaktan şu anda baya mutluyum. Ama şu yarım gün içinde herşey böyle değildi. Daha guesthouse'daki kadın kahvaltıyı yapmadan kalkıp, önceden özellikle istediğim patatesleri yedikten sonra hala koşuya 1 saatten fazla olması biraz baymıştı beni. Napıcam ne edicem derken yine bir klasik yaşandı ve neredeyse yarışı kaçırıyodum. Odamda giyinmeye başladığımda yarışın başlamasına 20 dakika vardı. Neyse, giyin çık derken, son anda koşucuların arasına girdim ve yarışa neredeyse en önden başladım, ne haddimeyse.

Bir gaz başladık, pace'ler 5:30. Iyi ki yavaş başlayayım demiştim kendime. Neyse dedim, bari zorlayayım. Realistik hedef, 8.40'ta başlamış koşuyu 11'den erken bitirmek; azim hedef 2 saat. Bu arada herkes ama herkes beni geçiyor. Bizdeki gibi değil katılanlar, memleketteki herkes koşucu. Bizim yarışlarda bir sürü koşucunun yanında bir sürü de heveslenen olur. Yavaş giderler, yolda biterler. Onları geçersin, belki biraz moral olur fln. Yok, herkes işi ciddiye almış, vızır vızır geçiyorlar yanımdan. Sonra ilk su istasyonuna geldik, baktım hepsi dilleri dışarıda, durmuş yalaktan içer gibi içiyolar. Ben dönüp bakmadım bile, bi havalar. Aynen devam.

Bu arada bir tokatı da kendime attım. Yarış başladığından beri pace'imi takip etmek için saate bakıyorum, bir de bakayım kilometreler tutuyor mu diye baktım. Bir de ne göreyim, Garmin'i başlatmayı unutmuşum. O yüzden 3. km'den itibaren başlıyor. Orada da kendime iyi salladım, büyük bir özgüven azalması yaşadım. (Siz o yüzden yukarıdaki harita start ile finişi aynı yer gibi düşünün)

10 km'yi 58 dakikada geçtim ama sonrasında yorulma ibareleri başladı. Süre balonları koşanlardan ilk önce 1:55 geçti yanımdan. Bir süre onlara takıldım, dedim yaparım ben bunu. Sonra ufak ufak, ince ince arayı açtılar. Neyse dedim hala uzakta görüyorum diye düşünürken 2:00 balonu geldi yanıma. Tamam dedim beraber koşuyoruz. Bir süre de o gazla gittim. Kader aynı. Hala da kimseyi geçemiyorum bu arada, yine vızır vızır geçiyor yanımdan teyzeler amcalar. Koşu kendi kendine yaptığın bir spor olabilir ama bu da biraz sinir bozucu. Istanbul'un yazına az saydırmadım yarış sırasında.

Bir sonraki su istasyonunda dağıtılan Powerade'lerden bir tanesini durmadan aldım, hafif biraz içtim ama üçüncüye geldiğimizde masaya sarılacaktım. Işin kötü tarafı da içmek için durduktan sonra tempo yapmak çok zor. Zaten kafamda daha 100 metreden beri ¨napıyorum, manyak mıyım, yoruldum, dur ya sktr et¨ dönüyor. Neyse hadi dedim, devam. Birini gözüme kestiriyorum tempo yapmak için, 5 dakika sonra kayboluyor, yenisini belirliyorum o da gidiyor. Yarış bitecek hala koşan bir tek kişiyi geçemedim. Tek moral kaynağım 15. kilometrede geldim. Kendime dedim ¨hadi, bir tur Belgrad kaldı geriye¨. 18 oldu, ¨yarım tur Belgrad, hadi dönüş yok¨. Ama oralarda artık sol alt ve sağ üst bacaklar SOS vermeye başladı. Tıkır tıkır atıyorlar, kramplar yakın. Ama etabın sonu sayılan müzik arenası da gittikçe yaklaşıyor. Bir ara yandaki binalardan birine bakayım diye kafayı bir çevirdim, görmüyorum, yana doğru bakamıyorum. Dedim heralde bayılıcam, ben önümden başka yere bakmayayım. Neyse adım adım artık geldim, finişe ulaştım ve bitirdim: 2.15! Ilk yarı maratonum için çok hayıflanacak bir zaman değil. Büyük de bir tecrübe, hayatımda şu ana kadar koştuğum en uzun koşu. Mutlu gururlu ve bitik bir haldeyim. Finişte geri vermek için çipi çıkarmak, taaaa ayakkabıya kadar eğilip bağcıklardan o beyaz şeyi çıkarmak ne kadar zordu anlatamam. Ya da otele kadar yürümek. Normal yolda yürürken kaldırıma bile çıkamıyordum. Sonunda otele gelip odamın hayallerini kurarken otelin girişindeki merdivenlerde beklenen kramplar geldi. Bacağıma bakıyorum, kaslar dalga dalga. Sanki Alien doğurucam, ama bacaktan. Yığıldım kaldım. Neyse sonra seke seke odama çıktım ve yatağa uzandım. Henüz duşa gidecek enerjiyi kendimde bulamadım ama yakındır.

Öğrendiklerimiz:
1- Şu andaki limitim buymuş. Çok net!
2- Yine de yeteri kadar antremansız bir şekilde yarı maraton bitirebilecek kıvama gelmişim.
3- Çok hızlı başlama! Yeni öğrenmedim ama yine de...
4- Yarışın önlerinden başlama. Gaza getiriyor.
5- 42 km hiç de az değilmiş, kasıma kadar gaza basmak lazım.

Neyse bu güzel anı sizlerle paylaşmak istedim canlı canlı (yarıştan sadece 1.5 saat sonra). Herkese güzel koşular ve güzel yarışlar...

PS: Yerimden hafifçe kalktığımda vücudumun verdiği mesaj: Hala kramp sınırındasın.