Showing posts with label new balance buyuk ada kosusu. Show all posts
Showing posts with label new balance buyuk ada kosusu. Show all posts

Monday, September 30, 2013

RUN ISTANBUL BAĞDAT CADDESİ KOŞUSU: 10 NUMARA 5 YILDIZ

Dün sabah sahilde koşmak üzere evden çıkmış yürürken yerlerde kaldırımlara yollara saçılmış yığınla flyer gördüm. Önce öylesine bir reklamdır herhalde diye düşünüp ilgilenmedim hatta sinir oldum her yeri kirletmişler diye fakat 5 dk içerisinde o kadar çok karşıma çıktılar ki en sonunda merakıma yenip düştüm ve yerden bir tanesini alıp baktım neymiş diye. Ve Olleyyy!!! Meğersem akşam 19'da Bağdat caddesinde geçen sene gerilla katıldığım Nike'ın bu sefer 7K koşusu varmış. Bu arada bir parantez açmak istiyorum. Evet, koşunun her yerde ilanları vardı, biliyorum fakat son bir aydır hayat kontrolüm dışında o kadar hızlı geçiyor ki; zamansızlıktan ve  yorgunluktan günlük antrenmanlarımı gerçekten mecburiyetten aksatmakla beraber,  çok istediğim NB Büyükada koşusuna bile katılamadım kayıt olduğum halde. İşte bu nedenle Nike koşusuyla ilanlarını sürekli görmeme rağmen bir türlü hangi günmüş, ne zamanmış, kesin zamansızlıktan koşamam, neyse daha vardır zaten vs. diyerek ilgilenememiştim. Dün sabah flyerı elime alıp koşunun uzun zamandır ilk kez hiçbir şey yapmama lüksümün olduğu o pazar akşamı gerçekleşeceğini görünce acayip mutlu oldum ve sabah koşusundan vazgeçerek, enerjimi akşam caddeye saklamaya karar verip gerisin geri eve döndüm.

Tabii kayıt filan koşu günü olamazdı. Bir kez daha gerilla koşacaktım. Yapacak birşey yoktu.
Seneye gerçekten yakından takip edip önden kayıt olucam, kendime söz veriyorum.


Fakat takdir edersiniz ki sadece önümde numara taşımıyorum diye kendi mahallemde hazır mis gibi cadde ve sahil yolu  kapanmışken binlerce koşu sevdalısı insanla o enerji seline dahil olmamak kabul edilemezdi benim için. İyi ki de katılmışım çünkü atmosfer çoook iyiydi!!!!

Nike neredeyse bu işi kapmış arkadaşlar. Organizasyona notum on üzerinden sekiz.
Geçen sene koşu parkuru Bağdat Caddesi Suadiye'den başlayıp sahil yoluna dönüyor ve orada sonlanıyordu. Bu sene tam tersine çevirmişler ve sahilde başlatıp caddede bitirmişler ki bence çok daha iyi bir karar olmuş. Zira koşuya başlarken mis gibi deniz havası soluyorsun, gün batımı, muhteşem adalar manzarası ve sahile keyif yapmaya gelmiş spor seven bilinçli kadıköy halkının coşkun tezahüratları eşliğinde.
Parkur cadde tarafına döndüğü zaman ise hava artık kararmış, gecenin karanlığını ışıl ışıl mağaza, cafe ışıkları ve sokak lambaları aydınlatıyor. Vücudun iyice ısınmış fakat zamanlama o kadar iyi ki, sen ısındıkça hava serinliyor. Ayrıca şimdiye kadar gördüğüm ennnnnn iyi türk seyircisi burada!!!!!!  Avrasya Maratonu Anadolu yakasında yapılsın bence, gerçekten bunu diledim akşam! Seyirci kitlesi müthişti.
Yurtdışı yarışları gibi yolun iki tarafında da kalabalık seyirci kitlesi vardı; alkış tutanlar, tebrik edenler, 'gurur duyuyorum sizinle evladım, aferin' diyenler, su uzatanlar, gümbür gümbür davul çalarak ritm tutan bando takımı...
Kendi şehrimde nihayet böyle bir manzara görebildiğim için gerçekten çok duygulandım.
On bin insanın canla başla bu koşuya iştirak etmiş olması, ve yine yüzlerce insanın yol kenarında izleyici olarak moral vermesi, destek olması ve ennn önemlisi hem izleyenlerin hem katılanların keyif aldığı koşuya dair  bir etkinliğine şahit olmak...çoook güzeldi. Kadıköy'ü seviyorum. Kadıköy halkını seviyorum. Kadıköy'lü olmak gerçekten bir ayrıcalık. Keşke bu seyirci kitlesi Avrasya Maratonu'nda da olsa. Herşey ne kadar farklı olurdu...
Organizasyona devam edelim; Parkur yönündeki değişikliği ve yarış saatini geçen seneye göre çok daha başarılı buldum. Başlangıç ve bitiş noktalarında ki karşılama, müzik sistemi, yarış sonrası etkinlik ve ikramlar kısmı oldukça başarılıydı. Ben almadım tabii ki fakat yarış sonrası dağıtılan yeni tshirt olayını çok iyi düşünmüşler. Sırılsıklam bir şekilde eve yollanmak pek keyifli olmuyordu çünkü.  Sahil yolu üzerinde canlı müzik yapılan bir ya da iki tane sahne kurulmuştu. Özellikle sahil yolunu çok güzel dekore etmişlerdi. Kocaman ışıklı Nike balonları, bayraklar, yazılar vs. görsellik adına çok iyi iş çıkarmışlar. Tebrik ederim. Tabii koşu akşam olunca daha da bir şık geliyor insanın gözüne bu detaylar. Göztepe Parkı'ndan caddeye doğru çıkarken yerlere  yapıştırılmış küçük ışıklar, ağaçların arasına çekilmiş fosforlu ipler ve led şeritler gece koşusunun yaralanma risklerini minimuma indirmek üzere düşünülmüş zeki ve estetik detaylardı. Olumsuz yönlerine gelince; başlangıç noktasında yarış öncesi on bin kişiyi üç şeritli yola sıkıştırıp ısınma yaptırmaya çalışmak pek akıllıca bir iş değildi kanımca. Zaten kıç kıça duruyorsun, nasıl eğilicen kalkıcan vs. Buna seneye bir çözüm getirsinler. İkincisi parkur üzerinde yeterince KM işareti koymamışlar resmen. Kaç defa Nike+'a bakmak durumunda kaldım ne kadar mesafe gittiğimi görmek için. Koşuya yeni başlamış biri olsaydım ve kolumda Nike+ olmasaydı, yorulmaya  başladığım noktalarda paniklerdim kesin 'ne kadar kaldı yeaaa?' diye. Irmak Okulları'nın orada bir 2KM işareti gördüm sadece. Onu da sabah yürürken görmüştüm. İnsan Led ışıklarla yazar 2km, 3km , 4km vs. diye. Zaten bu koşuya katılan insanların %90 'ı amatör ve 7K onlar için hiç de fena olmayan bir mesafe. Dolayısıyla parkur üzerine her 500m/1Km arası tabela koymak motive olmak, aynı zamanda nefes/enerji kontrolü yapmak açısından oldukça faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Üçüncüsü su istasyonları resmen sıkıntılıydı. Bir kez daha  Led tabelanın gerektiği bir noktaydı bu. Gecenin karanlığında binlerce insanın arasında koşuyorsan, koşucular tarafından önü istila edilmiş iki tane minik su istasyonunu es geçebiliyorsun. Kendi adıma 7K gibi bir mesafede zaten suya ihtiyaç duymuyorum fakat deli gibi susayan, ama istasyonu göremeden geçen birçok kişi olmuştur eminim.
Organizasyona dair başka bir eleştirim yok, hatta bu 3 konu dışında dediğim gibi çok başarılı buldum. Görsel şölen 10  numaraydı, Nike'ın dağıttığı çanta ve tshirt güzel gözüküyordu, nihayet pamuklu  klasik tshirt değil de koşu için tasarlanmış özel kumaş t-shirt veren bir organizasyon var. Geçen sene de bu konuda aynı şekilde davranmıştı Nike. Yine tebrik ediyorum kendisini. Bol Aferin.
New Balance Büyükada'da ne tshirt verdiler bilmiyorum ama, Eymir Gölü koşusunda verdikleri tshirt fiyaskoydu, aynı şekilde geçen sene  Vodafone Avrasya Maratonu Tshirtleri de rezaletti bence. Nike'a bakıp biraz feyz alsınlar. En basidinden şu örneği vereceğim; geçen sene Nike cadde koşusunda verilen siyah tshirtler tasarım ve kumaş açısından kaliteli olduğu için insanlar sevdiler ve benimsediler ki yarıştan sonrada spor esnasında veya günlük kıyafet üstüne tshirtü giymeye devam ettiler ve dolayısıyla bu insanlar üzerinden Nike şahane bir şekilde hem marka ve hemde organizasyon reklamını yapmış oldu. Kendim bizzat şahidim buna.  Geçen sene yapılan Avrasya Maratonu tshirtünü ise bir allahın kulunda görmedim yarıştan sonra.Yatıya gelen arkadaşlarıma veriyorum pijama niyetine...Vodafone Avrasya Maratonu için çalışan ekip; umarım izlemişsinizdir dün akşam gerçekleşen Nike Bağdat Caddesi koşusunu. Geçen seneye göre kendini çok daha iyileştirmiş, geliştirmiş bir organizasyon başarısına imza attı Nike. Umarım Vodafone Avrasya Maratonu 2013 organizasyon açısından geçen seneye göre daha bir eksiklerini tamamlamış olarak çıkar karşımıza kasım ayında. Hem gerilla koşup hemde utanmadan baştan aşağı incelemiş oldum koşuyu lakin genel olarak çok keyif aldığım için özellikle sıcağı sıcağına hemen yazmak istedim napiim:)

Tekrar tekrar Kadıköy insanına sevgiler, saygılar. Dün akşam ki şahane atmosferde onların inanılmaz desteği, koşucularla etkileşimi herşeyden daha güzeldi benim gözümde. Umarım böyle sahneleri bundan sonra başka koşularda da görürüz şehri-i İstanbul'umuz da:)

ps: görseller instagram'dan. çekenlerin ellerine sağlık.

Tuesday, July 30, 2013

An Unfinished Symphony : Marathon De Paris 2013

2012 Ekim ayında Amsterdam'da maraton koştuktan sonra kasımda İstanbul Maratonu'nda 15k'yı aradan çıkaran ve iki hafta sonra aralık başında 2013 nisanında ki 'Paris Maratonu' için hazırlanmaya başlayan bendeniz, programa başlamamdan 3 hafta sonra aralığın  26. gününe denk gelen o soğuk sisli sabahında koşumun 8. km'sinde hissettiğim kasık ağrısının antremanlarımı çılgıncasına sekteye uğratacağını, ve hatta aylarca koşmanın 'k' sinin yanından geçemememe sebep olacağını nerden bilebilirdim :) Kısaca sevgili Murphy yine yapacağını yaptı ve şöyle birkaç hafta dinlenmeyle geçebilecek bir bilek burkulması veya adale kasılması yerine, iyileşme süresi birkaç ay ile bir yılı (ve duruma göre daha bile fazla) bulan femur başı ödemini reva gördü bana.

Aylardır antreman yapmadığım halde ara ara tekrarlayan ağrı yüzünden geçtiğimiz temmuz ayında (tam 6 ay sonra) çektirdiğim ikinci MR'da görünene göre ödem sadece %50 iyileşmiş.Öyle skıcı birşey işte...

Neyse, bu hiç beklemediğim bölgede ortaya çıkan sakatlanma yüzünden mart ayında Runtalya'ya katılamadım. Zira doktor, öngördüğü süreden önce bırakın düzenli antremanı, vapura yetişmek için koşmamı bile katiyetle yasaklamıştı çünkü bir keresinde vapura yetişmek için sadece birkaç metrecik koşturup sonra karşı taraftaki programa devam edemeyecek kadar ağrı başladığı için aynı vapurdan inemeyip tırın tırın geri dönmüştüm...

Neyse böyle ağrılı acılı bir üç ay geçirdikten sonra geçirdikten sonra nisanda son kontrolüme gittim.
Paris Maratonu'ndan tam bir hafta önceye denk gelen bu kontrolde doktorumun zorlamadan birkaç km koşmayı deneyebileceğimi söylemesiyle aylar sonra ilk defa deneme sürüşü(!)ne  çıktım, topu topu 8 km koşabildim ve ağrı başlar  gibi olunca bıraktım... Paris'te en kötü bu kadar koşarım ne yapalım dedim...Sonuçta herşey aylar öncesinden ayarlanmıştı...








Maraton fuarı konusunda çok bişi söyleyemeceğim çünkü fuara gitmeden önce bir kahve içelim diye oturduğumuz kafede telefonumun çalındığını farkettim (mörfi), ve turkcelli ara hattı kapattır vs. işleri yüzünden çok vakit kaybettim. Etrafta çok dolaşmadan numaramı alırım çıkarım düşüncesiyle fuara günün son zamanlarını ayırdığımdan, gittiğimde kapanmasına sanırım 40 dakika filan vardı, birçok stand geri toplanıyordu. Sağlık sertifikamı verdim, numaramı ve çantamı kolayca aldım.



Zaten aylardır koşamadığım için moralim bozuk, üstüne telefonum çalınmış, bir de onlarca koşunun ardından özenle seçilmiş kalp atışlarımla haleti ruhiyemi dengeleyen müziklerim ve bana kaç km koştuğumu söyleyen nike running application'ım telefonla beraber yok olmuş! Demotive olmak için daha ne olsun dimi???
Neyse bu psikolojiyle battı balık yan gider diyerek bir önceki süper itina gösterdiğim hazırlık sürecime inat edercesine  sıfır egzersizle geçen 3.5 ayın üzerine maratondan önceki son gün geç saatte bol soslu güzel bir yemek ve yanında bir kaç kadeh şarap yuvarladıktan sonra ertesi sabahı düşünerek yattığımda gece saat 2'ye geliyordu:) 5 saat uyku bakalım nasıl etkileyecekti bünyemi:)
Şimdi düşününce Paris maratonu bir nevi deney gibi oldu aslında benim için...

Sabah alarm çaldığında ilk düşündüğüm şey 'boşver, zaten koşamayacaksın, uyu işte misler gibi' oldu.
Düşüncelerin sesini kısıp, hazırlanıp çıktığımda kahvaltı olarak bir muz, fuardan aldığım bir tane yulaflı bar ve birazda ceviz fındık yemiştim. Öncesinde yaptığım gibi izotonik içecek vs içmedim bu kez. Nasılsa eğlencesine katılıyorum ya...


Otelden çıktığımızda hava çok ama çok soğuktu. Paris değilde Miami maratonuna gelmişimcesine gibi diz altı tayt ve kısa kollu tshirt üstüne deri ceket giymiştim. Çok üşüdüğümü sanıyordum, ama o sırada maratonun başlamasını beklerken buz devrine gidip geleceğimi henüz bilmiyordum tabii:)  Neyse iki metro üç adım gittikten sonra meşhur zafer anıtı Arc de Triomphe'un orada yeryüzüne çıktık. Kalabalıkla beraber şanzelize'den concorde tarafına doğru yürümeye başladık. Nihayet caddenin ortasının maraton koşucuları için kapatıldığı bölüme geldiğimizde maratonun başlamasına 20 dakika vardı. Hemen ceketimi arkadaşıma verdim ve kendi pace'imin olduğu bölüme geçtim. Çoooook kalabalıktı. İnanılmaz. Ve tabii yine her milletten insan vardı... Organizasyon dahilinde maratoncuları gaza getirmek için son ses çalan müzikler çok kötüydü.
Bunun dışında tuvalet kuyrukları korkunçtu. Şöyle söyliyim bu sefer tam 45 dk tuvalet kuyrugunda bekledim ve hava o kadar soğuktu ki çişi olmayanın bile çişi gelir... Nasılsa koşamicam diye maraton kafasından o kadar çıkmışım ki, İstanbul'dan ayrılırken koşudan çok tatile gidiyor havasında olduğum için yanıma koşmaya başlayana kadar sıcak tutacak bir sweatshirt vs. almayı akıl edememiştim. Siz siz olun nisanda Paris'te koşacaksanız, sakın ama sakın ama sakın! bu hataya düşmeyin, mutlaka kalın bir polar yada en azından atınca üzülmeyeceğiniz bir sweatshirt vs alın. Gerçekten çok soğuk... O sabahtan sonra insan vücudunun direnciyle ilgili düşüncelerim yepyeni bir boyut kazandı. Gerçektende o ayazda üstümde yazlık tshirt altımda yarım taytla beklerken o bir saatte zatüre olmadıysam, bir daha zaten istesemde olmam, olamam. Hatta kışın kombiyi açmadan yaşayabilirmişim demek ki diye bile düşündüm:) Neyse şaka bir yana bir ara o kadar üşüdüm ki  baktım maraton başlamış çoktan ama benim önümde binlerce insanda hala bir kıpırtı yok, demek ki daha çok sürecek bize sıra gelmesi....'acaba vazgeçip dönsem mi?' diye düşündüm. Ah o dondurucu soğuk yok mu! İnsanın aklına edepsiz düşünceler sokuyor!!  Fakat bir yandanda atmosfer yine o kadar büyüleyiciydi ki!
Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde onbinlerce insanla birlikte aynı amaç için bir aradasın ve çalan kötü müziklere, dondurucu soğuğa rağmen,  sabahın ilk ışıklarını önündeki uzun boylu tiplerin arasından yakalayıp ısınmaya çalışırken yinede çok sakin ve pozitif hissediyorsun:)
Hahaha bu kadar lafın üstüne şu son yapıcı cümlem  çok inandırıcı gelmemiş olabilir ama öyle gerçektende :)) Yemin ederim!! :P



Bu arada sorun havanın soğuk olmasından ziyade katılımcı sayısı çooook fazla olduğu için maraton başladıktan sonra start çizgisinin altından geçene kadar en az bir yarım saat bekliyor olmak. Tabii 3 saat altı pace grubundaysan o kadar beklemiyorsundur heralde...Neyse.. koşabilmek için binlerce insanın ilerleyip önümü açmasını beklediğim süre ile wc için bir extra 10 dk birleşince, start'ın altından geçmem 55 dakikamı aldı! İnanılmaz değil mi:) Tam 55 dakika!! Ve tabii bir kez daha arkadaşlarım beni kalabalıkta gözden kaçırdıklarını düşünüp şehrin sokaklarına vurmuşlar kendilerini. Sayelerinde  09:00 - 09:40 arası koşan binlerce insanın yüzlerce fotoğrafı mevcut elimde, ve tabi hiçbirinde ben yokum:)




Nihayet start'ın altından geçtiğimde saat 09:55'ti. Bir kez hareket etmeye başladıktan sonra donmuş bedenim çabucak ısındı ve kendime geldim. Bu arada 'Kalabalıktan koşamıyorum' gibi bir durum yaşamadım hiç. Caddeler geniş olduğu için rahat rahat çarpmadan etmeden koşabiliyorsun.







 Az koşacağımı düşündüğüm için yanıma arkadaşımın içinde ne müzik olduğuna dair hiçbir fikrimin olmadığı iphone'nu dışında hiçbir enerji jeli, içecek veya besin barı almadım. İlk 5 km sonunda en birinci istasyondaki bütün suların tükenmiş olduğunu gördüğümde canım sıkıldı çünkü çok susamıştım,  sonraki 2 km'yi avcı gibi yerde açılmamış su şişesi arayarak koştum ve nihayet ezilmiş bir şişe bulup ağzıma dikmemle az ilerde yeni bir istasyon olduğunu farketmem bir oldu:) İlk istasyondaki hayal kırıklığını neyseki sonrakilerde yaşamadım.
Ben vardığımda hepsinde hala yiyecek ve içecek vardı. Hahaha böyle okuyunca sanki sadece yemeye içmeye gitmişim gibi geldi kulağıma:) Neyse... Amsterdam Maratonu'ndaki istasyonlarda verilen sıvı jeller, izotonik içeceklerden sonra Paris Maratonunda verilen küp şeker, kuru üzüm, kesilmiş (çok leziz) portakallar, muz ve sadece suyu görünce 'ucuza mı kaçmış bunlar ayol?' diye düşünmedim desem yalan olur. Hatta küp şekeri görünce istem dışı güldüm:)




Neyse geyik bir yana 'Acaba bunlar enerji açısından yeterli olur mu?' dedim, çünkü neticede bende bir amatörüm ve daha önceki 'one and only' maratonuma hazırlanırken (ve koşarken) sadece sıvı jel kullanmıştım. Neyse gördüm ki dalından istasyona gelmiş, işlenmemiş doğal gıdalarda gayet işe yarıyormuş. İstasyonlarda bol bol portakal attım ağzıma.

Su içmeyide abartmayacak derecede ihmal etmedim. Tek sıkıntı üstümde kemer vs. olmadığı için istasyondan aldıgım su şişesini atmayı göze alamayıp elimde tutarak koşmam oldu çünkü bir sonraki istasyonun nerede olduğunu bilmiyordum ve öyle güzel tarihi sokakları bir kez daha gözüm yerde açılmamış şişe ararken geçmek istemedim:)


En fazla 5 km koşarım diyerek başladığım Paris Maratonu'nda 21. km işaretini görene kadar yaklaşık 2 saat 10 dakika koştum. 3.5 ay sıfır antreman, sıfır egzersizden sonra o bacakla bunu nasıl yaptım tam olarak hala çözebilmiş değilim fakat etkisinin çok büyük olduğunu düşündüğüm şeyleri söyleyeyim; görebildiğim kısmıyla parkuru çok sevdim, bir kere şanzelizeden arkama zafer anıtını alarak binlerce insanla koşmaya başladığımda  bir kez daha çok güzel çok özel hissettim. Bu koşucu kafası gerçekten anlatılmaz, yaşanır bir hadise bence... çok başka bir his...Sabahın o erken saatlerinde Paris'in bana ve bizlere tahsis edilmiş olan  bomboş sokaklarından geçmek çok keyifliydi.
Artık nasıl moralim yerine gelmişse, nasıl bir keyiflenmişsem; arkadaşımın 'shuffle shake' modunda kaldığını 40 dakika sonra farkettiğim iphonunda her 5 saniyede bir başka şarkıya atlayan indie müzik ağırlıklı (koşu için bana göre kabus) müzik listesini bile pek önemseyemedim:)


 Bu arada halk desteği müzikal anlamda harikaydı. Hemen her köşebaşında amatör bir grup caz, funk, rock, samba artık aklınıza ne gelirse koşanlar için çalıyorlardı.



Ve çok enteresan, 'şu bacağımdaki sakatlık olmasaymış sanırım ben bu maratonu bitirirdim' gibi hissettim. Yani o bacakla 21 km koştuktan sonra bile 'çok bitik, çok vs. ' durumda değildim ve bu enerjinin büyük bir kısmının atmosferden çok keyif almış olmamdan kaynaklandığını düşünüyorum.
Koştuğum kadarı gayet düz olan parkurun geri kalan bölümünü görememek, finish'in altından geçememek içimde kaldı resmen:)
Tabii bu arada şu besin jelleri, izotonik içecekler gerçekten ne kadar çok çok gerekliymiş onu da sorgulamadım değil...Kuru üzüm ve portakal oldukça işe yarıyormuş gibi geldi. Tabii bunlarla maraton koşmadım ama 21 km içinde beni çok iyi idare ettiler.


Bu kadar keyif alacağımı hiç tahmin etmediğim Paris Maratonu'nu sağlığım tekrar 42km koşmaya
hazır olduğunda, kesinlikle tekrar deneyeceğim.
Bu arada maratondan sonra sakatlandığım bölgeyle ilgili herhangi bir olumsuz ilerleme olmadı.
Durduktan yarım saat sonra normal yürüyebiliyordum.

Bu arada ağrılarım hala tam olarak geçmiş değil fakat doktorun ısrarıyla bir hafta önce tekrar başladım antremanlara. Ödem hala(!) yarı yarıya iyileşmiş olduğu için çok ufak ufak çok sakin sakin yapmaktayım koşularımı. Heran tekrar sancıyabiliyor çünkü...Şimdi uzun zamandan sonra ilk deneme olarak eylülde NB Büyükada Koşusuna katılmayı hedef koydum. Daha sonra ekimde Garda Gölü Maratonu'na katılacağım, fakat yine 15 km için:) ve hala iyiysem bir daha koşmam dediğim İstanbul Maratonu'nda bu sefer çevreden gelen ısrarla yine bir 15 km koşacağım. Neyse bu yıl finish'i değiştirmişler. 15k koşanlar finishten önceki o korkunç yokuşu çıkmayacakmış...
Son söz olarak; spor olayını bisiklet ve yüzmeyle dengelemeye çalışsamda sanki hiçbiri koşmanın verdiği hazzı ve huzuru vermiyor gibi hissediyorum : ) Koşmaya bayılıyorum yahuuu!!!