Showing posts with label Efe. Show all posts
Showing posts with label Efe. Show all posts

Friday, May 31, 2013

3-4 kısa zırvalama

En kısasından bir kaç hikaye

1) 3 haftadır spor salonuna gitmiyorum.. galiba 1998 yılından beri bu bir ilk... ama, mutluyum... her gün yapacak bir şeyler buluyorum. Bisiklet, kürek, TRX, wakeboard, kettlebell derken aktif kalıyorum, sonuç olarak keyfim yerimde, önemli olan da bu..World is your gym dedik, ufalma hayaliye atlıyoruz hoplıuyoruz zıplıyoruz yüzüyoruz koşuyoruz :))

Runtalyadan beri toplasanız toplasanız 5 max 10 kere koşmuşumdur.. geçen gün gaza geldim, 5K koştum.. Her zamanki gibi sabah erkenden kalkılır, nike running app açılır ve koşmaya başlanır..
Burdan hikayeler ayrılıyor

2) ömrüm boyunca yetersiz stretchingden midir nedir, (ondan tabii başka neden olacak) takoz gibiyim.. kötü manada... koşarken heryerim ayrı gergin, bitince ayrı gergin..
Eski hızımdan da eser yok.. Range of motion(ROM) denen meret her kasın belirli sahip olduğu hareket kabiliyetine bağlı.. bu range of motion ne kadarına sahipseniz sizin için o kadar iyi...

çıkan ders.. her gün stretching.. tam uygulayamasam da evin her yerine not düştüm 'Bugün stretching yaptın mı??'
siz de yapın sonra benim gibi kalas olmayın, esnek olun, rahat olun

3) Nike running app açtım dedim ya, koşu biter, zaten keyfim yok.. mesafe kötü zaman kötü , eklemler alarmda, buzluktaki buzlara
en hızlı nası ulaşabilirim hayaliyle yaşarken bir de ne göriyim...
Bir yandan kulağımda Elli Goulding beni 'aferin iyi koştun' diye yalandan da olsun tebrik ederken (nike app'çiler iyi bilir) bir yandan nike friends leaderboarda  bakma gafletinde bulundum...

ve ne göreyim... bunun türkçe meali yok

TOTAL FEMALE DOMINATION

Saygı!

Tebrikler kızlar, Sezarın hakkı Sezara... daha ayın bitmesine 10 gün var, Canses 110km ile dağıtmış ortalığı, Leyla 89.7km ile coşmuş ama  sağlam takipte San Francisco'dan Elif var 85.1km ile... Gizem Oya derken  ben daha 17 km deyim ardından 13 km ile kuzen geliyo ..
listede erkek yok sanmayın 6. dan 13.ye 1 kız var..
Tebrikler hepinize!!!

Bu saatten sonra ilk 3 uzak ama 4.lükte gözüm var, bilginize;)

4) geçen gün ilk defa 3 köpek tarafından sabahın köründe çok ciddi kovalandım, bi sopa bulup savurmam(vurmadım) sayesinde kurtardım.. ama ilk defa böyle bişiy yaşadım , kimsenin başına gelmesin.. hemen köpek savar sipariş ettim.. üşenmeden yanıma alırmıyım her koşu bilmiyorum ama bakalım..

5) Dün Amerikan koşu efsanesi Steve Prefontaine'in ölüm yıldönümüydü. 23  yaşında olmasına rağmen , Munich olimpiyatlarında 5000metrede  4.lükten, sports illustrated a kapak olan ilk koşuculuktan, nike in heykelini diktiği ilk ve tek sporcu olmasından mı başlasam anlatmaya bilemem, ama amerikadaki şu an ki koşu sporunun temelini atan kişidir..

kendisini saygıyla anıyoruz ..



anma amacıyla STOP PRE  tshirt'ümle çıktığım koşuda bir foto ve kuzen de aynı poz aynı tshirt.. :)
Önce ben koydum instagrama
5 dk sonra aynı foto kuzenden:)
 
Steve Prefontaine'in biyografik filmi Without Limits'i de hepinize şiddetle tavsiye ederim.. oynayanları görünce şaşıracaksınız zaten

6) Sinanko ile hala %100 olmasa da, %90 agustos 3 itibariyle antremanlarına başlayarak Avrasya Maratonu denilen  42.195km'lik eziyeti kendimize yapıcaz.. aramıza katılmak isteyenlere kapımız sonuna kadar açık ,zaten ben bodrumda o istanbulda hazırlanacak ama sıkı bir telefon email ve veri trafiğiyle birbirimizi yolda tutacağımıza inanıyorum

7) Yeni bir blog var, ben severek takip ediyorum, sonuna kadar destekliyorum


Leyla, Hande, Duygu fena koşuyolar üstüne de her konuda yazmaya başlamışlar...
kendileri guest blogger olarak buraya da davet ediyorum.. güzel hikayeleri uzun uzun yazmak için kesin vardır :)


Her türlü edebiyat kuralını çiğnedikten sonra en sokak ağzıyla yazdığım bu blog için özür... ama bunları en kısa ve hızlı bu şekilde paylaşabilecektim.. yoksa unutulup gidecekti herşey

şimdi çıkın koşun, sonra anlatın bakalım neler oluyo sizin koşu, spor dünyanızda


sevgiler
EFE



Thursday, March 14, 2013

Son 6ay, Runtalya2013 ve diyaloglar

Uyarı! Bu blog yazısı uzun ve karışık olacak!



En son blogda yollara,  koşu bantlarına meydan okuyordum bir kaç hafta sonra olacaklardan habersiz, sonuçlarından bilgisiz... 
Ey istanbul sen mi beni yeniceksin, yoksa ben mi seni diye moby dick'e kafa tutar gibi yaşlı balıkçıdan bozma artistlik yaparsanız evren sizi biraz ciddiye alır, o lafları yutturur..ben ettim, siz etmeyin... 

O son 6 ayda sakatlıklardan sakatlık, tedavilerden tedavi beğenemezken aklımda bir yerden sonra tek bir hedef kaldı.. 

Tekrardan acı çekmeden koşabilmek...

Bazı şeylerin kıymetini kaybedince daha iyi anlıyorsunuz ya, işte bunu ben en sevdiğim şeyleri kaybederek öğrendim.. Koşmayı, bisiklete binmeyi, wakeboardu, kitesurfü ve en kötüsü... Yelkeni.. 

6 ayın üzerinde geçen bu süre bana çok şeyi öğretti ve bir dizi karar almama sebep oldu. En önemlisi artık olimpiyatlara hazırlanmayacağımdı.. 2kilometre bile koşamayan birinin olimpiyatlardan önce çok daha farklı öncelikleri olmalıydı herşeyden önce..

Ekim sonu koşmaya can attığım amsterdam yarı maratonunu koşamamıştım.. hatta dönüşünde yürüyemiyordum bile.. Ocak ayına doğru daha iyi olsam da hala sayısız ilaç, bengay krem ve benzeri tedaviye yönelik herşeyden bıkmış olmak önemli bir kararı beraberinde getirdi.. Artık olimpiyatlar için yelken yoktu.. 

Hikayemizi daha da dramatikleşitrmeden son 2 ay içerisinde olan güzel olaylara geçiyim.. Artık ağır siklet olmam gerekmediği için fazladan olan 20kilonun 5ini vermiştim vermeye de devam ediyorum .. ağrılarım ciddi derecede azalmıştı ve esneklik için yapmadığım şey, okumadığım konu kalmamıştı.. Halen çok dikkatli olmam gerekse de sabah akşam stetching , yogadan bozma stabilite ve range of motion(ROM/esneklik) hareketleri işe yaramaya başlıyordu.. 

Ardından iç sesimle  fırtınalarla dolu bir kaç hafta

Şubat başı İlk olarak 3km koştum.. İlk gün ağrı olmasa da, 2 gün sonra uyandığımda canım acıyordu.. Ardından 2-3 günde bir... 
Buz , stretching voltaren.. 
"İyileştim!! "
"2km, koşamadım bile, canım acıyor.. "
"5km , rüzgar gibiyim!!!"
" Dizimde buz, tv başında"
"1.5 km.. Bittim ben "
"4x400 metre depar, rüzgarın oğlu geri döndü..."
"Sabah kalk , diz ve bileğe buz ardından voltaren patch.. 
Bana bunun battananiyesi lazım.."

Amsterdamdan sonra kendime yetişmek için söz verdiğim runtalya yarı maratonuna 2 hafta var ve ben 5km bile koşamıyorum bazen.. 
"Antalya'ya gidicem, başka yolu yok! "
"Koşmassam ne olur ki? "
"Ya 10 koşsam?"
"Geçen sene de antremansız 21 koştun, yaparsın , seni kesseler acımaz.."
"Araba kullanırken dizim ağrıyo "
"4km koştum!!! "
"Uçakta dizim ağrıdı "
"6x200? "

"Merhaba Elif hanım, ben yarı maratona olan kaydımı 10K'ya degiştirmek isityorum"
 "kaydınız değişti efe bey"
 "teşekkürler elif hanım" 

"Bekle beni runtalya yenicem senii!!!!"
"Bengay nerde? "

Otelimiz Hillside Su lobisinde kafam havalarda
Sanki ilk defa bir spor müsabakasına katılırmışçasına kalbim güm güm..
"Kaçta kalkıcaz?" 
"ben 6:45te ayaktayım sizi bilmem"
"Kahvaltıda muz ye efe"
"Bol su iç efe"
"Dizim mi?? İyiyim iyiyim, hah hah hah, sen nasılsın? İyi yarışlar!! :))"
"Dizim ağrıyo:("
"Compression socks lazımmı?"
 "Peki kalın lycra?? "
"Boyunluk taksammı?? Sıcak tutar.. Hava kaç derece?? "
"Isınmayı napıyoduk? Kaç dk? Ne kadar?"
"Isınmayı mı bilmiyosun hala eşşek sıpası"

" Offf efsane koşucam !!! "
"İnşallah bitiririm..."

Herkes fotoğraf çekilir muhteşem anılar yaparken ben ısınıyordum.. 

"Isın efe ısın, başka şansın yok, ısın "

Isınmadan sonra ben de 1 fotoğraf çekilebildim (Ben , Mert, Yiğit)
Önden yarı maraton ve tam maratoncular.. Başarılar cesur insanlar, seneye tekrar yanınızda olucam inşallah..

"Biter mi ? Muzik ne koyucaM?? "
"Zaten ipodu evde unuttun dikkatsiz adam"
"Abi sen bakma bana bas git.."
3-2-1, başlaa!!! 

Kulaklıklar takıldı, müziğin sesi açıldı ama duyduğum tek şey nefesim... Tüm dertler, iç ses bir kenara çekildi ve mantığıma yol verdi sanki..
 Öne doğru eğil ve taraklarına bas efe.. Yerle temasın az olsun..  Nefesini dinle, garmin pace'in 6:15in altına inmesin, daha çok erken.. Nabız 140, herşey kontrol altında..
Okuduğum tarih ve günümüz koşucularını bir araya getiren born to run'lardan, ultramaratonun en büyük üstadlarından dean karnazes'lere, youtube da son zamanlarda en çok seyrettiğim koşu videoları sanki kafamın içinde birer birer tekrardan oynuyordu.. Nefes, teknik, ritim, hepsi sanki aylardır bu yarış için hazırlanmışçasına bir anda mükemmel bir ritme girdi.. Kulağımda müzik ama aklım tamamen sessiz... 
Nefes al, nefes ver..

Kalabalığın arkasına takılmamak ve bu yakaladığım sanki çalışılmış ritmi bozmamak için kendimi sağdaki rixos kaldırımına attım.. Biliyorum, asfalt arnavut kaldırım taşında koşmaktan iyidir, ama tempomu bozamam.. O an dünyada sahip olduğum tek şey tempom.. 

1. Kilometre... 6:29... 
Bravo efe, bunun gibi 9 tane daha ve bu yarış numarası da duvarındaki yerini alır... 
9tane mi?? Ben ölüyorum...

Derken, bunun gibi acil durumlarda hep imdadıma yetişmiş (şaka değil, hayatımı kurtarmışlığı var) yegane dostum Mert yanımda belirir, ritmimiz aynı, meğersem tam arkamdaymış.. Yüzünde gülümseme.. Giderim ben dostumla gittiğim yere kadar :) biraz hızlandık bile, bir anda bu sefer sağımda başka bir tanıdık gülümseme... Ortaokul, lise, istanbul, new york derken dünyanın her yerinde yanımda olan canım arkadaşım  Selin, hoş geldin :)
Burda iphone'da çalmasa da benim aklımda başka bir parça, mor ve ötesi- daha mutlu olamam.. 

6.05... 2.km ..
Sanki anlaşmışçasına, beraber hazırlanmış gibi aynı tempo, uygun adım marş.. "Mert, Selin istiyosanız siz gidin , beni beklemeyin"
 "böyle iyi Efe" 
Keyfim yerinde 

     "Su isteyen?" 

3. 4. Km.. Diz sağlam... Bilekler , check.. 
Quad, tamam.. Aşil?? Gayet iyi ... Hadi hayırlısı.. 

4.5km "sen git mert??" "Yok abi 5 ten sonra gazlarız " 
5K - 31:05
"Hadi abi 1 saatin altında bitiriyoruz" 
"Arkandayım mert!!"
5.5.km arkandayım mert.. 6km... 15 metre arkandayım mert.. 7Km.. Mert ufukta, Selin ise benim arkamda.. Ne kadar arkamda olduğuna bakmak istiyorum ama korkuyorum.. Onu arkamda görememekten korkuyorum.. Daha da kötüsü görürsem duracağımdan korkuyorum.. Nabız bir süredir 165-170... Antremansız bacaklarım yanıyor.. Durmak istiyorum.. 

"Dizim mi ağrıyo acaba? "
"Hayır efe!! Hiçbir yerin ağrımıyo, devam et !!"
 "Ayağım? "
"Devam et efe! "
"Bileğim iyi mi?? "
"Sus ve koşmaya devam et.. "

8. Km 
"topuğum ağrıyo galiba.. "
"Amma mızmızlandın koca karı gibi"

İç sesimin beni çocuk azarlarmışçasına posta koymasından sanki bıkmamışım gibi kafamda sürekli senaryolar var.. 

Ritim bozulmaya başladı, formum artık topuklara kaydı..

"Topuklarını vurma efe.. "
"Başka şansın yok, bitirmek istiyosan, topuklardasın artık.. " mantık tekrardan devrede.. Neye hazır neye hazır olmadığını çok iyi biliyor...

"Öne eğil efe..."
"Düşmek istiyosan eğil.. Halim kalmadı"

"Sırtım niye ağrıyo?  Bu kadar mı kasmışım kendimi?? "

Altı üstü ortalama bi 1saat 10km koşucam,  sanki içimde freud, ego, super ego,  id oturmuşlar okey oynuyolar

9. Km54:00 
"olacak galiba.. "
"Koş efe koş.. "
"Küçük adımlar, seri adımlar... "
"Tarak ağırlık merkezine, koş efe koş..."

 Ağrılardan eser yok 

Son 400 metre, yürüyen biri.. benle geçen sene yarı maratonun son  1kmsini koştuğu için minnettar olduğum alman abla aklımda, aynısını yapmak sadece benim teşekkür şeklim.. 
"Hadi koş!!!!"
Hiç tanımadığım birinden aldığım samimi bir gülümseme ile yok olan bütün acı.. 
Son 200 metre ve finiş ... 

Pain is temporary
Bitti!!!
Ben de bittim... 

Son depar sağolsun, gene midemden bir inkar, bir isyan.. Nerede beniM geçen sene samimi olduğum ağaç dibi? 
Yanlış alarm.. 
Belki de daha koşardım demek bu... 

Ne demek olduğu çok ta umrumda değil... Mert orada, Teşekkürler dostum.. süprize bak!  Barış geldi bile, ardından Selin ve Alev.. Tuğçe'de hemen arkalarında...
Tam kadro (ne yazık ki hiç başlamayan Yiğit dışında.. Seneye kuzen) finiş çizgisinde, runtalya 2013'ü bitirmenin gururuyla... 

Su, powerade derken otel yolunda ayaklar şiş, diz sızlıyor, sol topuk 'bi de benle uğraşıcaksın önümüzdeki 1-2 hafta' diyor ama çok ta umrumda değil.. Son zamanların en mutlu anlarından bir demet.. Solumda Selin, yanında Mert boynumuzda madalyalar.. Amatörlüğün huzuru, koşabilmenin sevinci...
Daha mutlu olamam

Önemli olan bitirmekten öte, tekrardan asfaltta olmak.. Daha önce de söylemiştim ve hep söylemeye devam edeceğim sanırım..
Koşamamanın verdiği acı, koşmanın yarattığı ağrılardan daha yoğun..

 dönüş yolu: dipnot: Bir daha RUNtalya arabayla ASLA!!
Bildiğim tek şey son 3-4 aydır yaptıklarım işe yarıyor ve yavaş yavaş özüme dönüyorum.. Daha çok uzun bir yol var ama geri dönmeye deyecek bir zorluk.. 
Şimdi bir sonraki yarış ne zaman bilmiyorum, yarışmak için de koşmuyorum.. 

Artık tek bildiğim yarım saat bulduğum her an,  nerede olursam olayım,  spor ayakkabılarımı aldığım gibi kendimi sokağa atmak.. 
Isın , vücudunu dinle , stretch..

Bengay nerde? 




Monday, August 27, 2012

bu çocuk niye yazmıyo...

Niye yazmıyo?? söyliyim.. haketmedim yazmayı...

Su sporu olsun benim olsun
yaz ortası tekrar rutine girdim, ağırlık antremanlarından, bisiklete, kitesurf'ten  20km'lik koşulara herşey şahane derken ağustos ayı sağımdan attı solumdan geçti.. Bir bakmışım eylül olmuş..
Aktivitelere halen devam, koş, yüz, wakeboard, crossfit(yeni başlıyorum inşallah), ağırlık var hayatın bi yerlerinde devamlı ama ne düzen kaldı ne düzgün antreman, ne uyku, ne de adam gibi beslenme...

Sergen Yalçın'dan bozmaya dönen spor hayatım (yetenek alt yapı gani, emek düzen özveri DD ile anca geçer sınıfı) , Bodrum'da yaşamanın verdiği dezavantajı Messi'nin attığı penaltı gibi  yedi. Loto çıkarsa işi bırakır, spora veririm kendimi ama yakın zamanda öyle birşey olcak gibi gözükmüyor(bilet alırsam belki olur).. Çok şükür gelenimiz gidenimiz, dostumuz arkadaşımız ailemiz çok ama zaten kış geldi, artık yolcumuz az olur bu kervansarayda...

Bu sürede aslında zaten TUFODER'e nazar deydi diye düşünüyorum.. Neredeyse bütün blog yazarlarına nazar deymiş hakkaten, biri sakatlanmış, öbürü kendini parçalamış bense zaten en son 4 yaşında sağlamdım galiba, her sabah başka bir eklem başka bir ağrı... Herkese önce acil şifalar diliyorum, sonra da bütün bu tatsız haberlerin arasında İzlanda'lara koşmaya giderek 2:15 yarı koşan Sinanko'ya ve her sabah twitter a post ettiği nike+ koşularıyla bana motivasyon veren Canses'e tebrik ve teşekkürü bir borç bilir, tam yol devam etmeleri için başarılar dilerim...

Neyse diyor devam ediyorum ve bugün yeni bir sayfa açıyorum. Son misafirimın bana getirdiği gaz, en az 11 kasım'a kadar yeter bana (ben geliyorum 4:00 avrasya!).. Üniversitedeki en yakın arkadaşlarımdan Ukrayna asıllı Amerika'lı olan, hayatımda tanıdığım en fit insanların liste başında bulunan dostum Roman (evet kendisi daha önce bahsettiğim, beni uzun mesafe koşmaya başlatan kişi), hem bana koşu, crossfit, beslenme ve benzeri konularda verdiği tavsiyeler yolunda kendimi hem amsterdam yarı maratonuna hem avrasya maratonuna hazırlarken bir yandan da aklımda  2013 sezonu yelken yarışları canlanıyor..
Diğer yandan kendisine sipariş ettiğim Garmin saat, kulaklık vs GoPro gibi oyuncakların gelmesi ayrı bir keyif oldu..

Yani artık bu sitede sadece Sinanko'nun borusu ötmiyecek koşu kayıtlarıyla , videolarla (evet meydan okuyorum Sinanko, doğru okudun! ) ;)

Gelelim fasulyenin faydalarına


''Yazmadın yazmadın, bu seferde boş boş yazdın Efe'' diyeceksiniz belki de ama aslında bu satırların altında yatan gazı biraz da size işlemek istedim..

Son bir kaç haftada öğrendiğim şeylerin başında sizinle paylaşmak istediğim kısmı sporun heryerde oluşu..
Bahsettiğim gibi Roman'la tatil için gelmiş olsa da hayatından sporu eksik etmeyen dostum, Çeşme'de plajda veya evde, öyle veya böyle gün içerisine en azından 30 dakika sporu öyle veya böyle öğrenmiş, üstüne de bana öğretmiş(-tir inşallah). Hafif düzen seven bir insan olarak,gün içerisinde planlamadığım gibi giden şeyler normalde benim az buçuk sinirimi bozar ve planladığım antremanı yapamıyorsam normalde bocalardım.. Ama onun yerine elindekilerle yetinerek, zaman ve ekipman darlığı durumunda Crossfit tarzı, vücut ağırlığı veya bulduğu herhangi bir obje! ile aralıksız, veya istasyon gibi çalışma sistemleriyle yüksek tekrar ve yüksek nabız antremanlarıyla o günü boş geçirmemeyi sağlıyor.

Boğazda kahvaltı etmeye bile koşarak gittik
arada durduk, poz bile verdik
Buna direk bir örnek olarak geçen pazartesi yaptığımız antremanı anlatacağım. Çeşmede tatil sırasında plajdan akşam yemeğine kadar olan kısa sürede koşu yerine Crossfit tarzı 25-30dk lık bir çalışma tavsiye etti Roman. Ben yukarı çıkıp gelene kadar kendisi programı yapmıştı bile. Biraz stretching ve ısınma sonrası antreman şöyle devam etti.

5 set (hareketler arasında ara vermeden-set arası 1 dakika su molası)

1) 25 metre bahçe yan duvarı hizasında depar(20 metre depar-5m durma mesafesi veya 25metre depar üstü çalılara düşme, sizin tercihiniz)
2) 8 Assisted pushups (şınav çekene, yukarı çıkarken sırtından basıyorsunuz ve yavaşça yukarı çıkarken bu baskıyı azaltıyorsunuz.. Video bulamadım ne yazık ki)
3) Depar
4) Medicine Ball Throw Crunch x10
http://www.youtube.com/watch?v=YhZXbWTNjXY
5) Medicine Ball Side swing x10 (her iki tarafa)
http://www.youtube.com/watch?v=-kDYR87FMic
6) Depar
7) Burpees x 8 http://www.youtube.com/watch?v=PYfNA_lmkHM
8) Depar
9) Feet Elevated Push ups x 10 http://www.youtube.com/watch?v=9UyZpk93fkI

Bu arada kessinlilke yazmam gereken bir not (bi nevi disclaimer) 
Ben doktor, antrenör veya spor akademisi mezunu değilim. Burada yazdığım şeyler, verdiğim tavsiyeler tamamen kendi yaptığım veya yapacağım antremanlar, programlar veya beslenme düzenleri. bu tavsiyelere uyup uymamak dinlemek dinlememek sizin elinizde.. ''Efe, tavsiyene uydum bana böyle oldu'' diye ağlamayın.. doktorunuza veya antrenörünüze danışmadan birşey yapmayın!!

Ben kendi deneyimimden kareler paylaşıyorum sadece.. Kimsenin fiziği, seviyesi, kimyası birbirine benzemediği gibi, birinde yarayan program öbüründe yaramama ihtimali çok yüksek.. ben sadece genel çerçevede bir şeyler tavsiye edebilirim, siz de öğrendiklerinizi kendinize göre yontarsınız...


Şimdi bu hareketlerin çok bir özelliği yok aslında ama 9unu hiç durmadan yapınca nabzınız 5. setin sonunda 180-190 diyo, sizde bi güzel yoruluyosunuz.. bizim toplam 31dk sürdü, oralama 144, max 181 nabız, hiç yoktan 385cal yakıldı, akşam yemeğinin bir kısmı hakedildi.

Aslında çok farklı şeyler de yapılabilir ve dahada iyi çalışılabilir ama benim değinmek istediğim konu bu değil.

bu antremanı biz yazlığın bahçesinden yaptık. Neredeyse 15 senedir yaşadığım bir evin bahçesi, hayatımda aklıma gelmemiş bir spor salonuna dönüştü bir anda.

25 metrelik deparların yorucu olmayacağını düşünenleriniz olabilir ama nabzınız yüksekken 20 tane 25 metre depar bir anda 400 metre depara dönüşüyor.. Daha fazla olsa daha iyi ama o günü kurtarmamıza yetti..

bunun dışında atlayıp zıpladığım balkon basamakları bir anda şınav için ayaklarımı diktiğim bir yer haline geldi.. Ön bahçe ise tam Burpee yapmalık dedik..

Ama en enteresan kısmı ise evde sağlık topu doğal olarak bulamayınca benim kahvaltı diye gözüme kestirdiğim karpuzu Roman'ın medicine ball swings için kullanmak istemesiydi (hemde daha dikkatli yapıyosunuz, düşerse tatsızlık olmasın diye).. Hiç yoktan yarım saatlik bir antreman hem bizi zorladı hem de eğlendirdi..
Roman en az 2 haftada bir yoga tavsiye ediyor.. Bende başlıyacam inşallah
(ve evet bu Roman,  fotoyu da ben çektim)

Sonuç olarak demek istediğim,sakatlık, sıcak hava, soğuk hava , zaman darlığı  veya başka bir sebepten , koşamasak ta , bisiklete binemesek te, yüzemesek te her durumda spor yapabilir, kendimize bakabiliriz.

Bildiğim ama unuttuğum bir konuyu bana hatırlatan dostuma teşekkür eder ve size de tavsiye ederim.

Hayatınızın her köşesinde sağlığınız için sporu bulmanız dileğiyle

Efe

Tuesday, July 3, 2012

Dünyanın en ucuz eğitimi


Bu eğitim hayatımda aldığım bir çok eğitimden daha iyi, çok daha ucuz ve çok daha uzun. Adı, Yol Üniversitesi...

Önce tabi bu nerden çıktı diyeceksiniz.. demeseniz de ben anlatıcam...

Zamanla hayatımda yaşadığım bir çok olaydan, çevremde duyduğum hikayelerden, internette okuduğum yazılardan youtube videolarına kadar herşeyden kendime bir ders çıkarmaya çalıştım. Ancak hiçbiri uzun koşular sırasında düşündüklerim kadar kalbime kazınmadı. Yarış derecesi için koşanların genelde kafalarında nabız, hız, mesafe, beslenme gibi şeyler olurken, benim kafamda koşarken genelde hayat vardır. Kendi hayatım, geçmişim ve geleceğim, merak ettiğim konular, düşündüğüm sorunlar hep bana koşunun acısını unutturur, geçtiğim güzel manzaraların keyfini sürmeme yardımcı olur. 

Bu aralar koşarken sadece iPhone ile kulağımda müzik ve Nike+ Running aplikasyonu açık, ne nabız derdi ne de beslenme gibi şeyleri kafama takmamaya çalışıyorum(yapmıyo değilim, sadece obsesiflik yapmıyorum bu konuda).  Nike+ Running le hem mesafe ve hızımı takip edebiliyorum zahmetsiz bir şekilde hemde tek bir aletle müzik dinliyorum. Koşmanın özünde, müzikle huzur bulmaya çalıştığım bir pazar koşusu geçen hafta sıradan koşularımın tahminimden daha fazla alışılmışın dışına çıktı. (ben yazana kadar 2 hafta öncesi oldu bu, o ayrı)

Kuzenimin düğünü için Kuşadası'na gittiğimden beri pazar sabah planladığım 15-16km lik uzun kosuyu nerede yapabilirim diye yollara göz dikmiş yokuş hesaplıyorum. Niye yokuş hesaplıyorum, dedim ya, ağır vasıtayım, motor çekmiyor bir yerden sonra. Düzlükte sorun yok, hızı sabitler giderim gidebildiğim kadar... Sahil şeridinde koşarım diyorum ama orasıda hepi topu 3KM, dolap beygirinden bozma koşuları sevemedim hiçbir zaman.. Mümkünse bir kere geçtiğim yoldan bir daha geçmiyim. Hatta tek yön gidiyim dönüşte arabayla alsınlar beni (o kadar da değil desenize)

Biraz ordan biraz burdan derken rota güvercin ada marina parkurunda 3 git gel (bknz. dolap beygiri) , ordan da eski izmir yoluna doğru Tursan otelineydi çünkü düğün için arabayla gidip taksiyle dönmüştük. (az önce o kadar da değil demiştiniz dimi,bakın, tek yön)

Klasik bir uzun koşu sabahı. Sıcağa yakalanmamak için erkenden kalkılır. Kendine gelmek için biraz stretching, güneş kremini unuttuğunu farketme, kendine kızma, bağcıkları bağlarken hala söylenme falan derken otelden çıkılır. Nike Running ekranında RUN tuşuna bastık mı 3,2,1 GO! der kulaklık. RUN! playlist'i sıradan başlar gazı vermeye. 

Buraya kadar herşey normalken önce 10 dakika olmasına rağmen Nike abla bana 1.km oldu,hızınız şu bu demedi hala (genelde 6-8.dk arası bi yerde başlar muhabbete) biraz yavaşlayarak telefonu kontrol ettiğimde yeni update edilen nike app sapıtmış bana sadece 0.21 km koştun diyor. Sinirimin bozulup soruna çözüm ararken (bu sırada, hız nabız hersey hakgetire.. takmıyorum diyorum ya, biraz takıyomusum) bir süre sonra sıkılıp kapattım Nike ablayı ve sadece müzikle devam ettim koşuya. Yani devam etmeye çalıştım. 

Başladıktan 25 dakika sonra da Kuşadası'nın sıcak güneşinin altındaki bahtsız bedevi olarak kutup ayısıyla karşılaştım (mecazi olarak çok şükür).. Daha yeni başladık derken bu seferde iPhone'un kulaklık girişi bozuldu ve arada bir çıkartıp takmamı gerektirir hale geldi çalması için. Bu can sıkıcı prosedür sıklaştıkça da gerginlik yaratmaya başladı ve muziğide bırakıp artık sadece koşmaya karar verdim. 

15-16km'lik 1saat 30 dakika ila 1 saat 45dakika sürmesi planlanan bir koşunun sadece ilk yarım saatinde yaşanan sinir, stres ve geriye kalan 1 saatinin müziksiz, performans ölçümsüz, bir nevi gözlerim bağlı bir koşunun farkındalığı.. Bu sırada , 'acaba napsam?' 'Bıraksammı?' gibi tilkiler kafamın içinde dolaşırken aklıma ilk gelen şeylerden biri dünyanın bugüne kadar ki en ilginç koşucularından biri olan bir çok ultra-maraton kazanmış, bir çok farklı rekora sahip, 50 günde 50 eyalette 50 maraton koşmak gibi başarılara imza atmış Dean Karnazes'in (bir başka yazıda kendisini uzun uzun anlatırım) bir lafı aklıma geldi. 

'People always ask me how I ran 350 miles non-stop and I will teach you in a second. You put your right foot front and bring the left one in front of the other and than repeat' -- Dean Karnazes

Bende aynen dediği gibi, önce sağ adımımı ardından sol adımı ata ata bir anda dakikaların geçmeye başladığı farkettim. Her saniye biraz daha neşem yerine geldi, etrafımdaki olan biteni daha da dikkatli fark etmeye başladım, ve en garibi, her saniye biraz daha bu neşeyle hızlandım. kulaklıksız 30, toplam 1 saatin sonuna geldiğimde 3 turu bitirmiş ve Kuşadası'nın girişindeki yokuşu tırmanmaya başlamıştım. Yaklaşık 10 kilometrenin verdiği yorgunluk ve bu dik yokuş hızımı yavaşlatsa da keyfime diyecek yoktu. Bu yokuşu çıkarken suratımdaki aptal gülümseyi farkettiğimde kafamda düşünceler uçuşurken bir tanesi çok güzel takıldı aklıma. 

'Bu bana iyi bir ders oldu'
Akşamdan kıyafetlerımden iphone'uma kadar herşeyi hazırlanmış olsam da, yolda olacakları asla bilemezdim. Olanlar beni durdurmamalıydı ve durduramadı da. devam etmek zorundaydım ve ettim de... 
Hayatta bunun gibi birşey galiba diye aklıma geldi bir an. 

Koşudan Hayata 

1) Siz ne kadar hazırlansanız, işiniz sınavlarınız veya arkadaşlarınızla buluşmak için bile programlı ve sistematik bir şekilde hazırlık yapsanız da yolunuza sorunlar çıkacak. Yaptığınız bütün hazırlıklar belki boşa çıkacak. 
Ancak büyle bir durumda elinizden gelenin en iyisini yapmaya ve koyduğunuz hedefe doğru durmadan  devam etmelisiniz. 
Müzik bittiğinde otele 3, arabaya ise 10 kilometre vardı, ama otele gitmek bana hiçbirşey kazandırmıyacaktı tam aksine, sadece arabaya 7km kalmış olacak ve ben taksi veya başka bir şekilde arabaya ulaşmak zorunda kalacaktım. Başka bir değişle başarısız olacaktım. Çünkü koyduğum hedefe ulaşamıycaktım. 

2) O 7 km yi koşmanın hiçbir kısa yolu yok!
Hayatınızda da olmadığı gibi başarıya giden hiçbir kısa yol yok ne yazık ki (bilen varsa bana mesaj atsın). adım adım 8 kilometre üzerine o 7K nasıl adım adım geçicekse, hayatınızda da ulaşmak istediğiniz hedeflere giden tek ama tek yol durmadan yorulmadan yaptığınız çalışmalar olacak.  
Müziksiz koşulur mu? bal gibi koşulur.. Sıcakta koşulur, of hemde nası, terleye terleye.. GPS'siz, saatsiz, her şekilde koşulur... Yüzyıllar önce ayakkabısız şortsuz da koşuyolardı.. 

3) şu an sadece 15 koşuyoruz ki kasımda 42 koşabilelim.. 
Düğün dernek dinlemeden sabahın köründe uyanıyoruz çünkü başarıya giden yol bir şeyi tekrar tekrar yapmaktır. Bu yüzden haftada 3 veya 4, ortalama 30-40 km koşuyoruz. Bir konuda başarmak istiyorsanız yorulmadan sıkılmadan neredeyse her gün o konuda elinizden geleni yapmanız gerekiyor.

Yol Üniversitesi'nde bir ders daha sona erdi.. 
Bittiğinde bende bitmiştim. Saat 10:15 olmuş(not: haftaya daha erken başlamak lazım koşuya), Kuşadası güneşi kafamda boza pişiriyordu ama arabama 15.4km ve 1:41dk sonra ulaştım (sonradan google earth sağolsun mesafeye baktım)
öyle ya da böyle hedefime ulaşmıştım.. hayatta da her zorluğa karşı her hedefime ulaşma dileğiyle arabaya bindim. 

Koşu fiziğinizden çok ruhunuzu besler. Bence sizde serin bir vakit kollayın, ayakkabılarınız giyin ve kendinizi sokağa atın... 2-3 km olsun isterse 15-20km olsun, içiniz her koşuda huzur dolsun..

------------------------

Daha Sonra bahsedicek olsam da kendisini biraz tanımanız için Dean Karnazes'in bir röportajını paylaşıyorum. Kendisi, yazdığı kitaplar ve yaptıkları gerşekten dğnyaya farklı bır bakış açısından bakmanızı sağlayacağını düşünüyorum...




------------------------

Ayrıca Sinanko koşularını koyar da ben koymaz mıyım.. ama benim Garmin'im yok daha ne yazık ki:'( o yüzden bu cumartesi Çeşme'de yaptığım bu 19K'nın detaylarına bu link'ten ulaşabilirsiniz 


-----------------------

Bir başka yazıya dek

Sevgiler 

Wednesday, June 20, 2012

Madem başladık

Madem başladık yazmaya, yazalım bizde nerden başladık nereye gidiyoruz.. İlk yumruğu atan Sinanko olduğuna göre sıra bende.. 


Grubun ağır vasıtası, zat-i halim, uzun senelerden beri amatör yüzme, lisanslı tenisten milli takımda yelken yapmaya kadar bir çok sporla uğraşmama rağmen, dönüp dolaşıp hep kendimi bi yerlerde koşarken buldum senelerdir. Yelkenden dolayı hep koşu için çok ağır olmamı söylemelerine rağmen, 'dizlerin gidecek' derlerken; hep koşmamın dizlerime olan baskısı, koşmamamın hayatıma olan baskısından az geldi.

İlk olarak 10 yıl önce İzmir fuarında bir tur, iki tur, üç tur derken kendimi haftada 50 km koşarken bulmuştum.. Ardından hayatımın bir dönemecinde, koşularım yollarla beraber rafta kaldı.. Tekrardan koşmaya başladığımda farklı bir hayatta, farklı bir kıtada, herkesin muhteşem düzenli koştuğu bir yerde, New York'ta yaşarken haftada 10K bile koşarken yoruluyordum. Sinanko'ya olan sözlerimi burada çok yakın eski bir 400 metreci arkadaşım, aynen babadan oğula geçermişçesine, benim Sinan'a söylediğim gibi bana söylemişti. 


'rahat ol, zamana bakma, istediğin yerde dururuz, yürürüz, sen sadece rahat ol!'.. 


Bu cümleler hep kafamın içinde dolanırken tekrardan koşmaya başladım ve 3, 5, 15km derken bu sefer haftada 50Km'de durmayıp devam ettim. Londra'ya exchange için taşınmam ve Londra maratonuna şahit olmam beni hep hayalim olan daha uzun mesafeler için bir start verdi ve 2009 NYC maratonuna kayıt oldum.. Haftada 100-120 kilometreler koşar hale geldiğimde artık attığım her adım benim için bir düşünme molası, bağırarak şarkı söylemek için bir konser, herhangi bir sorunu çözmek için ayrılmış özel bir vakit, hatta bazen yazmaya çalıştığım tezi düşünmek için bir konsantrasyon merkezi haline geldi. Ancak 4 kasım günü olan 42.2 kilometrelik yüzleşmeden tam 3 hafta önce yaptığım 35km lik uzun bir koşuda kaldırım farkını görmeyip boşa attığım bir adımın bana acı bir dersi oldu. Dizimdeki şişlik, boşa giden bacak, esneyen kaslar ve tendonlar bana Verrazano-Burrows köprüsündeki start hattını, Brooklyn'i, Queensboro köprüsünü, 1. Caddeden Bronx'a tırmanışı ve en önemlisi Central Park bitiş çizgisini bu sene göstermeyecekti.


Gittiğim yerde spor salonu bulamadığımda, yeni yerler görmek istediğimde, bildiğim bilmediğim şehirlerde kaybolmak istediğimde ilk hamlem hep spor ayakkabıma uzanmak oldu ve olmaya da devam  edecek. Geçen sene Sinan'ın gazıyla antremansız olsa da koştuğum Antalya yarı maratonundan sonra şimdi sıra yarım kalmış bir hesaplaşmayı tamamlamaya geldi. 


İlk hedef Avrasya maratonu.. 
Bu da bir kaç delinin Bodrum şubesinin maceraları..