Showing posts with label maraton. Show all posts
Showing posts with label maraton. Show all posts

Friday, May 31, 2013

3-4 kısa zırvalama

En kısasından bir kaç hikaye

1) 3 haftadır spor salonuna gitmiyorum.. galiba 1998 yılından beri bu bir ilk... ama, mutluyum... her gün yapacak bir şeyler buluyorum. Bisiklet, kürek, TRX, wakeboard, kettlebell derken aktif kalıyorum, sonuç olarak keyfim yerimde, önemli olan da bu..World is your gym dedik, ufalma hayaliye atlıyoruz hoplıuyoruz zıplıyoruz yüzüyoruz koşuyoruz :))

Runtalyadan beri toplasanız toplasanız 5 max 10 kere koşmuşumdur.. geçen gün gaza geldim, 5K koştum.. Her zamanki gibi sabah erkenden kalkılır, nike running app açılır ve koşmaya başlanır..
Burdan hikayeler ayrılıyor

2) ömrüm boyunca yetersiz stretchingden midir nedir, (ondan tabii başka neden olacak) takoz gibiyim.. kötü manada... koşarken heryerim ayrı gergin, bitince ayrı gergin..
Eski hızımdan da eser yok.. Range of motion(ROM) denen meret her kasın belirli sahip olduğu hareket kabiliyetine bağlı.. bu range of motion ne kadarına sahipseniz sizin için o kadar iyi...

çıkan ders.. her gün stretching.. tam uygulayamasam da evin her yerine not düştüm 'Bugün stretching yaptın mı??'
siz de yapın sonra benim gibi kalas olmayın, esnek olun, rahat olun

3) Nike running app açtım dedim ya, koşu biter, zaten keyfim yok.. mesafe kötü zaman kötü , eklemler alarmda, buzluktaki buzlara
en hızlı nası ulaşabilirim hayaliyle yaşarken bir de ne göriyim...
Bir yandan kulağımda Elli Goulding beni 'aferin iyi koştun' diye yalandan da olsun tebrik ederken (nike app'çiler iyi bilir) bir yandan nike friends leaderboarda  bakma gafletinde bulundum...

ve ne göreyim... bunun türkçe meali yok

TOTAL FEMALE DOMINATION

Saygı!

Tebrikler kızlar, Sezarın hakkı Sezara... daha ayın bitmesine 10 gün var, Canses 110km ile dağıtmış ortalığı, Leyla 89.7km ile coşmuş ama  sağlam takipte San Francisco'dan Elif var 85.1km ile... Gizem Oya derken  ben daha 17 km deyim ardından 13 km ile kuzen geliyo ..
listede erkek yok sanmayın 6. dan 13.ye 1 kız var..
Tebrikler hepinize!!!

Bu saatten sonra ilk 3 uzak ama 4.lükte gözüm var, bilginize;)

4) geçen gün ilk defa 3 köpek tarafından sabahın köründe çok ciddi kovalandım, bi sopa bulup savurmam(vurmadım) sayesinde kurtardım.. ama ilk defa böyle bişiy yaşadım , kimsenin başına gelmesin.. hemen köpek savar sipariş ettim.. üşenmeden yanıma alırmıyım her koşu bilmiyorum ama bakalım..

5) Dün Amerikan koşu efsanesi Steve Prefontaine'in ölüm yıldönümüydü. 23  yaşında olmasına rağmen , Munich olimpiyatlarında 5000metrede  4.lükten, sports illustrated a kapak olan ilk koşuculuktan, nike in heykelini diktiği ilk ve tek sporcu olmasından mı başlasam anlatmaya bilemem, ama amerikadaki şu an ki koşu sporunun temelini atan kişidir..

kendisini saygıyla anıyoruz ..



anma amacıyla STOP PRE  tshirt'ümle çıktığım koşuda bir foto ve kuzen de aynı poz aynı tshirt.. :)
Önce ben koydum instagrama
5 dk sonra aynı foto kuzenden:)
 
Steve Prefontaine'in biyografik filmi Without Limits'i de hepinize şiddetle tavsiye ederim.. oynayanları görünce şaşıracaksınız zaten

6) Sinanko ile hala %100 olmasa da, %90 agustos 3 itibariyle antremanlarına başlayarak Avrasya Maratonu denilen  42.195km'lik eziyeti kendimize yapıcaz.. aramıza katılmak isteyenlere kapımız sonuna kadar açık ,zaten ben bodrumda o istanbulda hazırlanacak ama sıkı bir telefon email ve veri trafiğiyle birbirimizi yolda tutacağımıza inanıyorum

7) Yeni bir blog var, ben severek takip ediyorum, sonuna kadar destekliyorum


Leyla, Hande, Duygu fena koşuyolar üstüne de her konuda yazmaya başlamışlar...
kendileri guest blogger olarak buraya da davet ediyorum.. güzel hikayeleri uzun uzun yazmak için kesin vardır :)


Her türlü edebiyat kuralını çiğnedikten sonra en sokak ağzıyla yazdığım bu blog için özür... ama bunları en kısa ve hızlı bu şekilde paylaşabilecektim.. yoksa unutulup gidecekti herşey

şimdi çıkın koşun, sonra anlatın bakalım neler oluyo sizin koşu, spor dünyanızda


sevgiler
EFE



Monday, November 12, 2012

Kaplumbağa & Tavşan ya da Hiçbiri..




Dilimizden düşmeyen Avrasya Maratonu geldi ve geçti bile. Koşu hikayelerimiz çoğalırken alınan tecrübeler gitgide büyüyor ve benim çok hoşuma gidiyor bu. Evet kendi adıma koştuğum en kötü yarışlardan biriydi fiziksel olarak ama yine de çok keyifli anlar yaşadım, pişman değilim. Her şeyden önce ben ilk kez Avrasya’da koştum ki bu bile çok güzel bir deneyim. Memnuniyetsizliklerim çok fazlaydı bitirdiğimde hatta arkadaşlarıma Istanbul’da bir daha maraton dener miyim bilmiyorum bile dedim. Ama zaman ne getirecek hep beraber görücez. Kısaca koşu hikayemi anlatıp gözüme batan şeylerden bahsedeyim hepimiz için.

Cumartesi günkü hava aşırı gözümü korkuttu bir kere, çok ağır sağnak yağmur vardı, gözüm devamlı dışarda yarın böyle olursa naparız diye düşünürken buldum kendimi sık sık. Pazar sabah kalktığımda (bence) koşu için mükemmel bir hava vardı. Ama bir yandan ciddi hiçbir hazırlık yapmadığım, ne beslenme, ne düzgün antreman olarak aklımdaydı. Benim koşuyu sevmemin en büyük nedenlerinden biri, kafam karıştığında, hareket etmek istediğimde ayakkabılarımı giyip yapabileceğim ve günün sonunda kendimi çok mutlu hissedeceğim bir şey olması. Açıkçası haftada 3-4 koşuyorum tamamen içimden geldiği (düşünülecek çok şey var :) ve vücudum istediği için. Ama bildiğimiz gibi 42km koşmak için bundan çok büyük bir disiplin ve program gerekiyor. Hep denilen yarı maraton ve maraton arasında 21kmden çok daha fazlası var sözü de aklımdaydı. 21’i bir şekilde düzenli koşan herkes bitirebiliyor çünkü ama 42 bambaşka bir hikaye.




Şimdi burda bir parantez açmak istiyorum, koşu sabahı yine arkadaşlarımla beraber giderken çok mutlu oldum, çünkü hepsi bir şekilde beni sayemde koşuya başladılar ve bu beni baya mutlu ediyor. Ama Avrasya sonrası (15K koştular) hepsinde sakatlıklar meydana geldi. Koşuya yeni başlayanların temposunu gerçekten çok iyi ayarlamaları gerekiyor. Yani yarışı çabuk bitirmek adına kendinizi zorlarsanız cezasını çok uzun süre çekiyorsunuz. O yüzden onlara söylediğim şeyi tekrar ediyorum burdan, lütfen vücudunuzu dinleyerek koşun ve zamanı unutun. Zaten o size her şeyi söylüyor bir şekilde inanın.

Neyse gelelim bana, yarış alanına gittik eşyaları vereceğimiz otobüsü ararken biraz vakit kaybettik. Sonra ben maraton kısmına geçtim, pek fazla ısınamadım açıkçası. Hatta köprüyü geçerken hayatımda ilk kez koşarken bileğimde hafif sızı hissettim ama önemsemedim. Barbarosa kadar gayet tempomu ayarlayarak güzel güzel geldim, güneşin çıktığı yerler de biraz sıcak geldi ama genel olarak hava olumluydu. Önceki gece playlistimi güncellemiştim, Efe ve Alevin katkısıyla, Sinan’ın da yazısındaki şarkıların hemen hepsi vardı playlistimde nerdeyse. (yazı çok iyi bu arada) Hatta starta başlamamla “Don’t Stop Me Now” ve “Rolling in the Deep” arka arkaya geldi köprü geçerken baya iyi denk geldi. Benim problem Barbaros’da başladı aslında çünkü yokuş başında “I Bet You Look Good on the Dancefloor” çaldı ki kendisini nerde duyarsam duyayım dans ediyorum zaten istisna yapamadım. Burda pace’im tamamen kaydı ve Barbaros'tan aşağı uçmaya başladım derkenn “Ben Böyleyim - Athena” (Efe’ye kucak dolusu sevgiler) çalmaya başlamaz mı, bu noktada cidden koptum, bugüne kadar koşarken geçirdiğim en keyifli anlardan biriydi diyebilirim.
Aynen şu yandaki resimde söylenen şeyi yaşadım, belki bir 5-10 km daha devam edebilirdim ordaki 4,5’luk pace’im olmasa ama inanın umrumda değil ve hala değdiğini düşünüyorum. Her neyse Barbaros’tan gayet güzel indim sonra devam ettim. Yanımda yeterince su vardı, ondan durmadım. Tophane civarında sol bileğimde sıkıntı başladı, orda tuvalete de girmek için kahve dünyasına girdim, biraz masaj yaptım, oyalandım ve devam ettim. Burdaki sorun şuydu sanırım önceki akşam menisküs olan sağ dizimi Efeyle bantlamıştık. Nedense bana sorun çıkarmamasına rağmen ona yüklenmemek için sola biraz ağırlık verdiğimi düşünüyorum. Masaj iyi geldi bundan sonra güzel bir tempo tutturdum, 
 


Galata’yı geçtim gayet iyiyim hatta kafamda yavaş yavaş kaplumbağa misali bu yarışı bitiricem sanırım diyorum, gaza gelip kendimi tavşan sandığım anları unutarak. Neyse 15Kcılarla ayrıldık ve devam ediyoruz Eyüp’e doğru, burada size pace buddy’mi tanıştırmalıyım ki biraz fikriniz olsun :) sonradan kendisini geçtim ama bir süre arka arkaya gittik ben maratonu bırakırken yine onun arkasından bakakaldım hatta. Eminim bitirmiştir, helal olsun. 






 Benim için asıl problem Eyüp dönüşü başladı, cidden hem mola verdiğim, hem yavaş koştuğum için bütün maraton koşanları ters taraftan selamladım nerdeyse, ki aşırı moral bozucuydu. (o arada bir yerde Sinanko’yu da gördüm hatta) Eyüp’ten döndüğümüz noktadan itibaren sağ kalçam alarm vermeye başladı aynen Eymir’deki gibi. Sanırım burda da bileğe yüklenmeyeyim diye sağ tarafa ağırlık vermemden kaynaklandı. Eyüp dönüşü inanılmaz sıkıcıydı ve bir kız olarak beni aşırı rahatsız eden laf atmalar, sarıklı, şalvarlı amcalar başladı. Energy jel’i 5K önce açmıştım ama vanilyalı powerbar gel almıştım ve cidden bana tadı çok çok çok kötü geldi. Her neyse artık Unkapanının oralara geldiğimde kalçam yürürken bile acımaya başladı ve devam edersem sakatlık çıkacağından emindim. Tabiiki yollar burda da çok şenlikliydi. Bedava sulardan alıp yolun ortasında birbirini ıslatan çocuklar, kolkola koşanların önünde duran adamlar. Kalçamla beraber sinirler de gerildi benim biraz. Aksaray’a geldiğimde (19.5) daha fazla devam edemeyeceğimi düşünerek bıraktım. Şimdi burda hep şunu derdim kişilik olarak sakatlasam da kendimi bitirmeye kasarım, öyleyimdir çünkü. Gerçekten kör topal gidebilirdim bir 5-10 km daha ama kalçam 2 günde iyileşeceğine 2 ayda iyileşirdi ve bunu yapmak istiyor musun kendine diye sordum. Cevap çok netti, benle maraton koşan birkaç yabancı devam etmem konusunda ısrar ettiler durup ama kalçamdan bahsedince onlarda bırakıp gittiler. Sonuçta ben hedefim olan 25-30 km’yi bırak, YM mesafesini bile bitiremeden, (ama ulaşım için stratejik bir noktada) yarışı bıraktım.

Organizasyonla ilgili yine iki kelamım var bitirmeden, şimdi Amsterdam’ı yeni koştuk diye midir nedir her şeyin nasıl tıkır tıkır gittiğini görünce burdaki her şey gözüme battı. Başlangıç zaten düzensizdi her zamanki gibi, onu geçtim 8K’cılar sağ tarafta kendi yarışlarını bitirip ellerinde torbalarla bizim yolda çarşıda gibi yürümeye devam ettiler. Önümde Berlin duvarı gibi 5-6 kişi yanyana yürüyordu ki bir tanesini ittim resmen, aynı şeyi arkadaşlarım da yaşamış. Organizasyondan çok sanırım bazı şeyler kültür meselesi aslında, beni cidden çok rahatsız eden şeyler yaşadım yol boyunca, bu kadar güzel bir şehir, anlamlı bir yarış ve kendi vatandaşı bile bir daha koşmayabilirim diyor. Çok yazık.. 15 K bitiren arkadaşlarım ki bir tanesi sakatlanmıştı 1 saat boyunca eve dönüş için ulaşım bulamadılar, ağlamışlar artık sonunda. Bir de yarış boyunca stationlarda elma verip bitişte muz verilmesi olayı var ki, tam tersi olması gerektiğini biri hatırlatmalı sanırım. Neyse iyisiyle kötüsüyle bir koşu daha geride kaldı, bir sürü tecrübe edindik dünden daha iyi olarak yolumuza devam ediyoruz aldığımız derslerle. (umarım:)

Yarış başında Kadir Topbaş’ın konuşmasını yakalayamayanlar olmuştur belki, kendisi bir maratona start verirken yavaş yavaş koşun kendinizi yormayın demiş sanırım. Lütfen tavsiyelere uyalım:) 

Yandaki söz de sinanko ve bana gelsin :)

Herkese tekrar iyi koşular ve sevgiler! 

Tuuce

Thursday, July 5, 2012

lightweight

Saniyorum bu ekibin arasinda en lightweight olan benim :( yaklasik bir sene once kosmaya basladim, bu sene Bozcaada 10K kostum, yeni hedefim Avrasya 15K. Haftada 3-4 kere, toplamda yaklasik 25 km kosuyorum. Iphone nike+ app`i en buyuk destekcim :) Her ne kadar acik havada kosmayi tercih etsem de Sinan`in aksine ben bayagi bir spor salonunda da kosuyorum, hem daha kontrollu oluyor, hem de gercekten cok soguk havalarda kosamiyorum disarida, daha dogrusu disari burnumu bile uzatmak istemiyorum :)

`Kosan` insanlarla tanistikca cok mutlu oluyorum. Bu haftasonu da biriyle tanistim (algida secicilik mi yoksa eskisine gore daha mi cok kisi kosuyor etrafta?), hikayesi bana ilginc geldi, benim kademeli olarak ulasmaya calistigim MARATON seviyesine 1 senede gelmis - bir anda sigarayi birakmaya karar vermis, daha sonra 1 sene haftanin 3-4 gunu antreman yapmis ve sonunda LA maratonunu kosmus (tabii maratonun sonunda alerjik olmasin ragmen kendine uzatilan muzu da bilincsiz bir sekilde mideye indirmis ve yarisi sis bir sekilde tamamlamis). Bugune kadar kademeli olarak ilerledigimi, ve belirli bir seviyeye ulastiktan sonra eninde sonunda MARATON kosacagimi ve bunun dogru yontem oldugunu dusunuyordum, ancak tekrardan gordum ki kosu da kesin kurallar yok, engellerin tumuyle kafanda yarattigin engeller, bir senede de maraton kosulabiliyormus demekki...ben de su anda yeni hayaller kurmaya basladim, mesela seneye LA maratonunu ben de kossam diye...

Hepimizin basina geldigi gibi, benim de neden kostugum bayagi bir sorgulaniyor cevrem tarafindan, ozellikle kosularimi twitter ve facebook gibi ortamlarda paylastigim icin. Cok da alakam olmayan kisiler bile `Canses ne yapiyor?` diye soruyorlar, karsilastigimizda `neden` diye soruyorlar, hatta her gun gordugum kisiler bile hala bir anlam veremiyorlar. Ama hicbiri bilmiyor gercekten kosmanin bana ne kadar iyi geldigini, bana kendimi ne kadar iyi hissettirdigini, kosamadigim zamanlarda nasil huzursuz oldugumu. Tek uzuntum bu kadar gec kesfetmis olmam kosmayi, cook uzun seneler ben de Sinan`in bahsettigi gibi `ben kosamam ki` dusuncesindeydim. Halbuki oluyormus, kosuluyormus, nefes de aciliyormus kaslar da.

Yeni kosmaya basliyacaklara iki tane onerim var: dogru ayakkabilar (kesinlikle arastirin, inceleyin, bulun) ve Haruko Murakami `that`s what I talk about when I talk about running`.

Ve bu bir miktar oradan buraya atliyan ilk yazimi kisa bir haberle bitirmek istiyorum - bu cumartesi belgradda Adim Adim kosusu varmis (ben uyesi degilim ama mail geldi). Ekip  8.30'ta 4 Levent Çevre Pastanesi önünde bulusacakmis, 9.30 Start! Benim icin saati biraz gec, genelde saat 8 gibi hava asiri isinmadan Belgrad`da olmayi tercih ediyorum, ama ilgilenenler icin gerisi gelen mailden:

"İlk 6 ayın değerlendirmesi sonucu ödül törenimiz de olacak, en hızlı, en düzenli katılım ve en iyi kişisel gelişim kategorilerinde bakalım kimler kazanmış olacak...Koşacak, izleyecek, pasta-kurabiye-simit-meyve getirecek, gönüllü olarak çalışacak, öylesine takılacak herkesi bekleriz!
Internet üzerinden daha önce kayıt yaptırmadıysanız bu linkten hemen yapın! http://www.jotform.com/form/13454020135.
Ve Çaylaklarrrr....
AA'nın gönüllü antrenörü Kees Arendtz hoca ve Melis Abacıoğlu'nun desteğiyle "AA Çaylaklar-Rookies" grubunu başlatıyoruz! Bugüne kadar sadece yürüyen, ama koşuda kendisini geliştirmek isteyen herkesi AA Çaylaklar takımına davet ediyoruz! Amacımız önümüzdeki Avrasya yarışına kadar, yani 11 Kasım'a kadar Çaylaklarla koşu/yürüyüş karışımı ile 15 kilometrelik yarışı tamamlamak.
İlk buluşma bu cumartesi günkü AA Koşu'da olacak, katılmak isteyebileceğini düşündüğünüz eş-dost, anne-baba, teyze-amca herkese haber verebilirsiniz. Bu cumartesi günkü tanışma ve deneme yürüyüşü/koşusu sonrasında her hafta cumartesi günü ormanda antrenman koşusu yapılacak, Kees tüm Çaylaklara cumartesi günleri ücretsiz antrenman desteği ve bilgi verecek. Hadi harekete geçin, harekete geçirin, bu fırsat kaçmaz!"

Sevgiler

canses


Thursday, June 28, 2012

Endurance.

    
   Süreklilik, dayanma, katlanma, çekme, tahammül, sabır, dayanıklılık.. hepsi “endurance” teriminin Türkçe karşılıkları. Tek bir kelimeyle bu kadar güzel anlatılırdı her şey sanırım. Kısa mesafe koşuları, zamana karşı yarışma, heyecan, adrenalin hepsi tamam ama benim açımdan uzun soluklu tempoyu korumak en önemlisi. Tam da bu yüzden maraton koşusu aradığım şeylerin karşılığı olarak duruyor. Uzun süreli her şeyde olduğu gibi maratonda da birden çok denge var işin içine giren. Koşuya başladığınız zaman ile bitiş anındaki siz arasında kafanızdan geçen bir sürü düşünce, tam bir adım daha atamayacağım dediğiniz an ayaklarınızın sizden bağımsız olarak gidişi, başlangıç ve bitiş çizgisi arasındaki hızlanmalar. Hepsi oyunun bir parçası aslında. Evet yukardaki tanımların hepsi de maratonun terim karşılığını veriyor, "the triumph of will over reason" ise benim en çok hoşuma gideni oldu sanırım.

Bütün tavsiyeler, maraton koşarken başlangıçtaki temponuzu yavaş tutmanız, ortalara doğru kendi doğal hızınızı bulmanız-ki burada dayanıklılık öne çıkıyor- sonlara doğru ise temponuzu arttırmanız yönünde.

Runner’s World sitesinde okuduğum bir makalede, maratona hazır olup olmadığınızı anlamak için şu 5 soruya cevap vermeniz istenmiş:

En az bir yıldan bu yana koşuyor musunuz?

42 km daha önce Sinan’ın da belirttiği gibi, insan vücudunu zorlayıcı bir mesafe. Kimse bir gün evden çıktım ve rahatça 42 km koşup döndüm diyemez sanırım (vücut yapınızda herhangi bir üstünlük olmadığı sürece). Dolayısıyla hem vücudunuzun, hem motivasyonunuzun bu uzun mesafeli yolculuğa hazır olması gerekiyor. Makalede ayrıca, 12 ay boyunca düzenli şekilde haftada 3 kez 5.5 km civarı koşmanızın vücudunuzu maraton koşmanız için gerekli hale getireceğinden bahsediyor. Tabii burada bahsedilen maratona katılmaya karar vermeden önceki bir yıl, karar verdiğiniz andan itibaren 5.5 km koşu maalesef sizi maratona hazırlamak için yeterli değil.

Gerçekten koşmak için ayıracağınız yeterli zamanınız var mı?

Aslında en büyük problem bu, çoğu kişi koşuya başlıyor fakat daha sonra bir şekilde hayat düzeninin içine bunu yerleştiremediği için vazgeçiyor. Tabii ki burada, her koşan kişi maratona hazırlanacak, vücudunu ona göre eğitecek diye bir şart yok. Siz ne kadar, ne zaman koşabiliyorsanız onu yapın, ilk amaç hareket etmek çünkü. Ama maraton koşmak gibi büyük bir hedefiniz varsa, haftada 3 gün 7-14 km arası koşu ve hafta sonları bir uzun koşu için zaman ayırmanız gerekiyor. Eminim herkes çok meşgul; iş, sevgili, sorumluluk, sosyal çevre derken sadece koşmak için (ki buna esneme ve güçlendirme egzersizlerini katmıyoruz) haftada yaklaşık 6-10 saat arası bir vakit ayırmak baya bir adanmışlığı gerektiriyor.

Hayatınızda farklı stres unsurları var mı?


Makalede, maratona katılmaya ne kadar hevesli olursanız olun, hayatınızın değişim dönemlerinde, büyük bir iş projesi, yeni bir aile, bebek gibi, işleri biraz hafiften almaya çalışmanın pozitif bir koşu deneyimi için yararlı olduğunu savunuyorlar. Açıkçası bana en çok ters gelen madde bu oldu, özellikle hayatımızda devamlı değişimler/değişiklikler olduğunu düşünürsek, ben hayatımın genelinde hiçbir şey ertelememe taraftarıyım. Hazırlandığım bu  maratona katılamazsam bir sonrakini denerim, hayatımda negatif bir etkisi olmaz. Ama bir yandan da çevremizdeki her şeyi hırs unsuru yapmış insanlar için yıpratıcı bir deneyim olabilir belki. O yüzden çok sıcak yaklaşmamakla beraber gerçekten sizi sonraki adımlardan alıkoyacak bir deneyim olacağını düşünüyorsanız uygun zamanı beklemenizde fayda var.

Gerçekten yapabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Makalede, eğer buna ve diğer üç soruya evet cevabını verdiyseniz, maraton için çalışmaya başlayabilirsiniz diyorlar. Ki burada Sinan’ın ilk yazısında da geçen ve bizim kendi aramızda devamlı tekrar ettiğimiz bir lafa gönderme yapmadan olmaz sanırım:
“whether you think you can or you can't, you're right!”.

Yani aslında her şey niyetle başlıyor, çalışma ve adanmışlıkla devam ediyor. Burada teknik bilgi vermek gerekirse, eğer ki haftalık uzun koşularınızı 24 km’ye çıkarabildiyseniz yarı maraton koşabilirsiniz, 24 km’den sonra 29 km ve 33 km’lere çıkabilirseniz, maraton koşmaya hazırsınız deniyor. (ayrıca evet biliyorum km’ler çok ürkütücü geliyor.)

En son soru ise belki de cevaplaması en zor olan soru:

Neden maraton koşmak istiyorsunuz?

Aslında herkesin kendi nedenleri var, belki de birden fazla hem de. Burada değinilen nokta, sadece etki altında, göze hoş göründüğü için ya da arkadaşlarınız yapıyor diye bu işe girişiyorsanız bir süre sonra kendinizde yeterli gücü bulamayabilirsiniz. Ben açıkçası, kimseyi kısıtlamanın hayatta hiçbir konuda bir fayda getireceğine inanmıyorum. Herkesin her konuda kendi şartları ve kendi nedenleri vardır çünkü. Sadece makalede eğer motivasyonunuzun kaynağı tamamen kişiselse, ki  bu sizin için önemli herhangi bir hayır kurumu için para toplama (ilerde değinmek istediğim konulardan biri de bu) ya da en basit anlamıyla kendinize bunu yapabileceğinizi göstermek, kendinizi geliştirmek ise sonuç almaya daha yatkın olacağınızdan bahsediliyor.

Maddeler bu şekilde ve eminim daha da çoğaltılabilir. Ama bence en önemlisi, bunun uzun soluklu bir çalışma olduğunu bilmeniz ve attığınız her adımda kendi vücudunuzu geliştirip meydan okuduğunuzun aklınızın bir köşesinde yer almasını sağlamanız. Vazgeçmekten, başlamamaktan sizi sadece bu alıkoyabilir.


Bitirirken sanırım bu yazıya en uygun şarkı budur:
"Queen - Don't Stop Me Now"
fizy.com/s/15mdor 


Tuğçe.